(506 S. K. m. 26) (5510 S. K. m. 21) (818 S. K. m. 53)
Dava: Dava, 24.11.2005 tarihli iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerin 506 Sayılı Kanunun 26 ncı maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H. K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 5510 Sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle yeniden getirilen sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı tazmin hükmünün, 5510 Sayılı Kanunun yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gözetildiğinde davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 26 ncı maddesidir. Anılan maddeye göre işverenin rücu alacağından sorumluluğu, ancak maddede öngörülen koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Anılan maddede işverenin sorumluluğunu gerektiren eylem ve davranışlar ise İşverenin kastı, İşverenin işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliğiyle ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi ve İşverenin suç sayılır eylemi olarak belirtilmiştir.
Mahkemece; Tavşanlı Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2004/534 Esas sayılı davanın yargılaması aşamasında alınan kusur raporuna göre davalı 3/8 kusurlu bulunarak karar verilmiş olup, ceza davasında alınan kusur raporu 506 Sayılı Kanunun 26 ncı maddesine uygun olarak düzenlenmiş bir rapor olmadığı gibi, kesinleşmiş bir mahkumiyet kararının bulunup bulunmadığı da anlaşılamamaktadır.
B.K.'nun 53 üncü maddesi hükmü gereğince, hukuk hakimi kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olguyla bağlı ise de, kusur raporu ve oranlarıyla bağlı değildir. Ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları sebebiyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu sebeple ceza mahkemesinde saptanacak maddi olayın yargısal bir kararla saptanmış olması gerçeğinin hukuk hakimini de bağlaması gerekir. Bu hal; Kamunun yargıya olan güveninin korunmasının bir gereği olduğu gibi, söz konusu B.K.nun 53 üncü maddesinde öngörülen kuralın da doğal bir sonucudur. Nitekim bu husus, Yargıtay'ın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de kabul edilmiş bulunmaktadır.
Hal böyle olunca, mahkemece, işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden, kusur oran ve aidiyeti konusunda rapor alınıp irdelenerek, varılacak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 01.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy