(506 S. K. m. 26, 87) (818 S. K. m. 53)
Dava: Davacı, İşkazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine yapılan yardımların 506 sayılı Yasanın 26. maddesi gereğince davalılardan tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili ile davalılardan A. O. K. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 26/1 ve 87. maddeleri olup, davada öncelikle halledilmesi gereken sorun, işkazasına maruz kalan sigortalıyı çalıştıran C... Ltd. Şti. ile dava dışı enerji santrali işini yaptıran Enerji Sa şirketi ile işin yüklenicisi S... A.Ş. ve bu şirketin taşeronu H... A.Ş. arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin, bir başka ifade ile, asıl işveren-taşeron ilişkisi olup olmadığının saptanmasıdır.
506 sayılı Kanunun 87. maddesi hükmüne göre aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişidir.
Asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için öncelikle, işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile, asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir.
İşin belirli bir bölümünde değil de, tamamının bir bütün halinde ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenler de asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir.
Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise; asıl işverenden istenilen işin, asıl iş ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır.
Mahkemece, yukarıda belirtilen maddi ve hukuki esaslar çerçevesinde, davalı C... Ltd. Şti. ile dava dışı santral işini yaptıran Enerji Sa şirketi ile işin yüklenicisi S... A.Ş. ve bu şirketin taşeronu H... A.Ş. arasındaki sözleşmelerin varsa bir sureti celp edilerek, taraflar arasındaki asıl işveren ve taşeron ilişkisi irdelenerek, varılacak sonuca göre, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden; kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden rapor alınarak hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
2- Kabule göre de; Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Yasanın 26. maddesine göre, davalıların rücu alacağından sorumluluğu, ancak maddede öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Bu maddeye dayanan rücu davalarında kusurun belirlenmesinde, mahkemece, öncelikle iş kazasının ne şekilde olduğu, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak, varsa çelişki giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, kusur oran ve aidiyeti konusunda bilirkişi incelemesine gidilmelidir.
Davaya konu somut olayda, sigortalı vinç operatörü olarak çalışırken, manevra esnasında vincin bomunun enerji nakil hattına değmesi sonucu elektrik akımına kapılarak vefat etmiştir.
Mahkemece hükme esas alınan, ceza mahkemesindeki kusur raporunda, şantiye şefi A. O. K. kaynak 3/8, C. T. 3/8, sigortalı ise 2/8 oranında kusurlu bulunmuş, aynı raporda işveren C... Ltd. Şirketinin kusuru irdelenmemiştir. Gerçek kişiler hakkındaki ceza davasındaki kusur raporu ayrı bir hükmi şahıs olan şirketi bağlamaz. Ayrıca, Borçlar Kanununun 53 üncü maddesi uyarınca hukuk hakimi, kesinleşmiş ceza kararına konu maddi olgularla bağlı olup, ceza yargılaması sürecinde belirlenen kusur oranlarıyla bağlı değildir.
Bilindiği üzere, işçilerin beden ve ruh sağlığının korunmasında önemli olan yön, iş güvenliği tedbirlerinin alınmasının hakkaniyet ölçüleri içinde işverenlerden istenip istenemeyeceği değil, aklın, ilmin, fen ve tekniğin, tedbirlerin alınmasını gerekli görüp görmediği hususlarıdır. Bu itibarla işverenler, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçilerin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı takdirde gerekmeyeceği gibi düşünceler ile almaktan çekinemeyeceklerdir. Çalışma hayatında süre gelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı da, işverenlerin önlem alma ödevini etkilemez. İşverenler, çalıştırdığı sigortalıların beden ve ruh bütünlüğünü korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak ve uygulatmakla yükümlüdürler.
Hal böyle olunca, mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, öncelikle ceza davasının sonucu araştırılarak beklenmeli, ceza davasında alınacak kararın kesinleşmesinden sonra, işverenin sorumluluğunun belirlenmesi için İşçi sağlığı ve İş Güvenliği mevzuatı ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi veya bilirkişilerden, ceza davasında kusurlu bulunarak mahkum olan kişi yada kişilere herhalde bir miktar kusur verilmesi gereği gözetilmek suretiyle, iş güvenliği mevzuatına göre işveren veya işverenlerce hangi önlemlerin alınması gerekeceği, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığı ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığı irdelenecek şekilde, kusur oran ve aidiyeti konusunda rapor alınmalı, dava dışı gerçek yada tüzelkişilerin kusurunun varlığı halinde, eldeki davada, davacı tarafından dava dışı gerçek ve tüzel kişilerin kusurları yönünden. Borçlar Kanunu 50 ve 51. maddelerinde düzenlenen teselsül hükümlerine de dayanılmadığı nazara alınarak, varılacak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekili ile davalılardan A. O. K. vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hükmü temyiz etmeyen davalı C... Ltd. Şti. yönünden davacı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak durumu da gözetilerek karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan A. O. K.'na iadesine, 23.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy