(6100 S. K. m. 26, 94, 327) (2926 S. K. m. 3, 10, 36) (YHGK 28.05.2008 T. 2008/10-370 E. 2008/410 K.) (YHGK 06.02.2002 T. 2002/21-69 E. 2002/44 K.) (YHGK 03.07.2002 T. 2002/21-576 E. 2002/584 K.) (YHGK 14.02.2007 T. 2007/21-73 E. 2007/71 K.) (YHGK 03.03.2010 T. 2010/10-107 E. 2010/127 K.) (YHGK 07.07.2010 T. 2010/10-359 E. 2010/368 K.)
Dava: Davacı, 2926 Sayılı Kanun kapsamında, 07.05.1999 tarihinden dava tarihine kadar Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti, 1479 Sayılı Kanun kapsamından çıkarılması ve bu sigortalılık sebebiyle tahakkuk ettirilen borcun iptaliyle ilgili para cezasının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının 01.06.1995-12.06.2003 tarihleri arasında Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti ile bu tarihler arasında SGK Başkanlığı tarafından zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı sebebiyle tahakkuk ettirilmiş prim borcu var ise bunların tarım Bağ-Kur sigorta primi olarak değerlendirilmesine karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Ö. P. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1) Yargıtay H.G.K.'nun 22.09.2010 tarih, 2010/10-380 Esas, 2010/420 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; anılan Kanunun 3 üncü maddesinde Tarımsal Faaliyette Bulunanlar; Kendi mülkünde, ortaklık veya kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde, kamuya mahsus mahallerde ekim dikim, bakım, üretim, yetiştirme ve ıslah yollarıyla veya doğrudan doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle bitki, orman, hayvan ve su ürünlerinin üretimini, avlanmasını, avcılar ve yetiştiriciler tarafından muhafazasını, taşınmasını sağlayanları veya bu ürünlerden sair bir şekilde faydalanmak suretiyle kendi adına ve hesabına faaliyette bulunanlar olarak ifade edilmiştir. Başka bir ifadeyle 2926 Sayılı Kanun'un 2. ve 3 üncü maddeleri kapsamında, kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyette bulunanlardan Kanunun uygulanma tarihinde 50 yaşını dolduran kadınlarla, 55 yaşını dolduran erkekler dışındakiler bakımından tarım Bağ-Kur sigortalılığı zorunlu sigortalılık niteliğinde bulunmaktadır. Sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçip kaçınmak mümkün değildir. Diğer yandan re'sen tescil başlığını taşıyan 9 uncu maddeye göre bu yasa kapsamında sigortalı sayılanların sigortalılıklarının başladığı tarihten itibaren 3 ay içinde Kurum'a kayıt ve tescilini yaptırmayanların tescil işlemlerinin Kurum'ca re'sen yapılması gerekmektedir. 2926 Sayılı Kanunun 36 nci maddesi kapsamında Kurum'un prim alacaklarını Bakanlar Kurulu Kararıyla ürün bedellerinden tevkifat suretiyle tahsil etmesi mümkündür. Bu bağlamda 2 nci madde kapsamına girenlerin belirtilen şekilde prim borçlarının ürün bedellerinden tevkifat suretiyle kesilerek Bağ-Kur'a ödenmesi halinde kayıt ve tescil için Kurum'a başvuru olmasa dahi bahse konu biçimde prim ödenmesi suretiyle kayıt ve tescil konusundaki iradelerini ortaya koydukları tartışmasızdır. Bağ-Kur'un iş bu prim ödenmesine rağmen, sigortalıyı re'sen kayıt ve tescil etmemesi Kanunun kendisine yüklediği re'sen tescil mükellefiyetine aykırılık teşkil etmektedir. Sigortalı sayılanların Kanunun 7 nci maddesi uyarınca sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren en geç üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak zorundadırlar. Bu Kanuna göre sigortalı sayılanlardan Kanun kapsamına girdikleri tarihten itibaren üç ay içerisinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmayanların tescil işlemi Kurumca re'sen yapılarak, Kanunun 5 inci maddesi hükmüyle tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren sigortalı sayılacaklar, öngörülen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülükleri ise kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlayacaktır. Diğer yandan, 2926 Sayılı Kanun'un 10. maddesine göre kayıt ve tescil işlemlerinde Valilik, Kaymakamlık, Özel İdare, Belediye, Muhtarlık ve Nüfus İdareleri kayıtlarıyla diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunla kurulu meslek kuruluşlarının, tarım satış kooperatifler kanununa göre kurulan pancar ekicileri İstihsal Kooperatifleriyle Birliği, T.Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi ve tarım kesimine yönelik faaliyette bulunan milli bankaların kayıtlarının esas alınacağı bildirilmiştir. Bu kayıtların tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmanın yasal karinesi olduğu ortadadır. Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamasıyla Tarım Bağ-Kur'luluğun kanıtlanması yönünde zirai kuruluşların kayıtları karine olarak kabul edilmektedir (Yargıtay H.G.K.nun 06.02.2002 gün ve 2002/21-69 E.44 K., 03.07.2002 gün ve 2002/21-576 E.584 K., 14.02.2007 gün ve 2007/21-73 E.71 K., 14.02.2007 gün ve 2007/21-172 E.2007/177 K., 03.03.2010 gün ve 2010/10-107 E.-127 K., 07.07.2010 gün ve 2010/10-359 E.368 K. sayılı kararları).
Somut olayda, davacının 2926 Sayılı Kanun kapsamında tescilinin olmadığı, dava dilekçesinde çay ürününden dolayı prim tevkifatı yapıldığı iddia edilmesine rağmen, Çay-Kur'un 08.01.2010 tarihli cevabi yazısında; 01.05.1994 tarihinden itibaren üreticileri arasında yer alan davacı adına herhangi bir tevkifatın bulunmadığı bildirilmiştir. Yargıtay H.G.K.'nun 14.02.2007 gün ve 2007/21-73-71 Sayılı kararında da açıkça belirtildiği gibi, 2926 Sayılı Kanun kapsamında Tarım Bağ-Kur sigortalılığının kabulü için, bu sigortalılık kapsamında prim ödenmesi, ürün teslimatı sebebiyle tevkifat yapılması ya da yeniden başvurusu gereklidir. Yöntemince yapılacak araştırma sonucu, davacının tescil başvurusu, prim ödemesi veya prim tevkifatının varlığının belirlenmesi halinde, takip eden aybaşı itibariyle Tarım Bağ-Kur sigortalılığı başlatılmalı, devamında ise; 2926 Sayılı Kanun 3 üncü maddede belirtilen tarımsal faaliyetin kesintisiz sürdürülmesi aranmalıdır. Tarımsal faaliyetinin süregeldiği kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerekli olup, davacının nerede oturduğu, ortaklık veya kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde tarımsal faaliyette bulunup, bulunmadığı, varsa bu ortaklık veya kiralamaya ve arazi miktarına ait delillerinin neler olduğu, icar sözleşmesi bulunup bulunmadığı, tarımsal faaliyete ara verip vermediği, hangi tür ürünler ektiği, ne kadar ürün elde ederek nerelere sattığı, ilçe tarım müdürlüğü, tarım kredi ile çay veya davacının ürettiği ürün çeşitlerine göre üyesi olma ihtimali bulunan kooperatif veya birlik kayıtlarının başlangıç ve bitiş tarihleri, ortalama gelirinin ne kadar olduğu ve geçimini sağlamaya yetip yetmeyeceği, doğrudan gelir desteği alıp almadığı, kooperatif ve bankalardan tarımsal amaçlı kredi kullanıp kullanmadığı, tohum veya gübre alımlarına dair belgeleri bulunup bulunmadığı, traktörünün bulunup bulunmadığı, hayvanı; dolayısıyla hayvan satış sözleşmeleri veya süt satımına dair müstahsil makbuzlarıyla özel şirketlere ürün teslim etti ise buna dair belgeler celp edilmeli, ilgili kişi ve kurumlardan sorulmalı ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmelidir.
2) 1479 Sayılı Kanun sigortalılığı yönünde olumlu ve olumsuz bir karar verilmemiş olması;
3) Kabule göre; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 26 ncı maddesinde Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir şeklinde ifade edilen taleple bağlılık ilkesi gözetilmeksizin talep başlangıcının 07.05.1999 yerine yazılı şekilde 01.06.1995 olarak alınması,
Nitelik itibariyle kısmen kabulüne karar verilen dönemde H.G.K.'nun 28.05.2008 gün ve 10-370/410 Sayılı kararında belirtildiği üzere, vekalet ücreti de dahil yargılama giderlerinin davada haksız çıkan, yani aleyhe hüküm verilen tarafa yükletileceği yönündeki Hukuk Muhakemeleri Kanun'unun 326 nci maddesi gözetilmeksizin, davanın kısmen kabulüne karar verildiği halde, davalı Kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 94. ve 327 nci maddelerinde öngörüldüğü gibi özel bir sebep bulunmayan hallerde, yargılama giderlerinin tarafların kısmen haklı çıkmalarına rağmen haklı çıktıkları oranda paylaştırılmamak usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırmayla yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle bozulmasına, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 01.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy