(506 S. K. m. 26, 87) (818 S. K. m. 53)
Dava: Davacı Kurum, iş kazası sonucu sürekli işgöremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirler ve yapılan ödemelerin 506 Sayılı Kanunun 26 ve 87 nci maddeleri uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, Anayasa Mahkemesi iptal kararı resen dikkate alınarak ve derdest olan hak sahipliği dosyasına esas alınıp asıl işveren A... Ltd. Şti'ne %40, alt işveren B... Ltd. Şti'ne %40, sigortalıya %20 kusur izafe edilen 26.05.2008 tarihli kusur raporu hükme dayanak kılınarak, ayrıca 506 Sayılı Kanunun 87 nci maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiği kabul edilerek yazılı biçimde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. T. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, iş kazasından doğan rücu tazminatı istemine dair olup, 506 Sayılı Kanunun 26/1 inci maddesindeki ... sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere... bölümünün, Anayasa Mahkemesince 23.11.2006 tarih ve 2003/10 Esas 2006/106 Karar sayılı kararıyla iptal edilmiş olması karşısında. Kurumun bu maddeden doğan rücu hakkının, halefiyete değil, kanundan doğan basit rücu hakkına dayandığının kabul edilmesi ve bu kabul çerçevesinde. Kurumun rücu alacağının, ilk peşin değerin kusura tekabül eden miktarıyla sınırlı bulunmasına, öte yandan, kesinleşen önceki rücu davalarında hükmolunan miktarın mahsubu yapılırken, sigortalıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin esas alınması gerektiğine; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirle birlikte artışlara da hükmedilmişse. artışların hükmolunacak rücu tazminatından mahsup edilmesine olanak bulunmamasına, bu çevrede meseleye fiili ödemeler açısından bakıldığında ise fiili ödemenin mevcudiyeti halinde, kurumun talep edebileceği miktarın hesabının da aynı şekilde gerçekleştirilmesi gerekmekte olup; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirin kusur karşılığı, fiili ödeme miktarından düşük ise o takdirde ilk peşin sermaye değerine itibar edilmesi; aksine fiili ödeme miktarı ilk peşin değerden düşük ise o takdirde de fiili ödeme miktarının esas alınması gerektiğine göre, mahkemece. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının derdest davalara uygulanması gerektiği gerekçe gösterilerek, ayrıca 506 Sayılı Kanunun 87 nci maddesinde öngörülen koşulların varlığı kabul edilerek yargılama yapılıp, hüküm tesis edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Somut olayda, davalı asıl işveren A... Ltd. Şti. şirketi yüklenimindeki toka Bismil Toplu Konut İnşaatının, radde betonu ve kapama perdeleriyle tünel kalıp ve prekast elemanlarının imalat ve montajı işi 21.02.2005 tarihli sözleşmeyle taşeron olarak diğer davalı B... Limited Şirketine verildiği, taşeron sigortalısı olan kazalının 17.09.2005 tarihinde çakılan kalıbın merdiven boşluğu altındaki dikmelerini sıkarken 4. kattan merdiven boşluğuna düşerek zararlandırıcı sigorta olayına maruz kaldığı, dosya içeriğinden, Bismil Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2008/274 esasında M. A. hakkında açılan kamu davasının bulunduğu ve halen derdest olup yargılamasının devam ettiği, hak sahipliği davasının ise temyiz aşamasında bulunup henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.
B.K.'nun 53 üncü maddesi hükmüne göre; hukuk hakimi kusur olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair hükümleriyle bağlı olmadığı gibi kusurun takdiri ve zararının miktarını tayin hususunda da ceza mahkemesi kararıyla bağlı değildir. Ancak, kesinleşen ceza mahkemesi ilamında saptanmış olan maddi olguların hukuk hakimini de bağlayacağı tartışmasızdır. Dava dışı M. A.'ın ceza mahkemesince kusurlu bulunup mahkum olması ve maddi olguya dair hükmün kesinleşmesi halinde, adı geçenin kusursuzluğundan söz edilemeyeceği gibi münasip oranda bir miktar kusurlu sayılmasında da zorunluluk bulunmaktadır.
Diğer taraftan, 506 Sayılı Kanunun 26 ncı maddesi uyarınca davalı işverenin rücu alacağından sorumluluğu ancak anılan maddede öngörülen yasal koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Mahkemece, tazminat davasına dayanak kılınan kusur raporu esas alınarak hüküm tesis edilmiş ise de tazminat dosyasının henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi iptal kararı kapsamında Kurumun rücu hakkının, halefiyet ilkesine dayanmayıp, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, tazminat davasında alınan kusur raporunun iş bu rücu davasında bağlayıcılığından söz edilemez. Mahkemece, işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişi heyetinden ceza davasında kesinleşecek maddi olgular da değerlendirilerek tarafların kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden kusur raporu alınıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Kuşkusuz, hükmü temyiz etmeyen her iki davalı yönünden davacı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak durumu gözetilmelidir.
O halde; davacı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 20.09.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy