(7201 S. K. m. 28) (818 S. K. m. 63) (1086 S. K. m. 73) (506 S. K. m. 68, 121) (5510 S. K. m. 96) (Tebligat Tüzüğü m. 46)
Dava: Yersiz ödenen ölüm aylıklarının tahsili davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı sebeplerle davanın kabulüne dair hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi ve davalı avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 8.6.2010 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü davalı adına vekili ile karşı taraf adına vekili geldiler. Duruşmaya başlandı. Hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde Tetkik Hakimi E. T. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1-) Davacı Kurum vekilinin, davanın kabulüne dair hükme yönelik itirazlarının hukuki yarar yokluğundan reddi gerekir.
2-) Davalı A. Y.'ın dava dilekçesinde gösterilen Anafartalar Mah. A... Sitesi, No:... Kayseri adresine dava dilekçesi tebliğine yönelik işlem, adreste oturmadığı için ikmal edilememiş; yapılan zabıta araştırması sonucu düzenlenen tutanakta da, adreste ikamet etmediğinin ve nerede olduğunun bilinmediği bilgisine yer verilmesi üzerine, davalının ölüm aylığının kesilmesine dayanak yapılan çalışmaları ve buna dayalı aylık bağlama bilgilerinin yer aldığı sigortalı özlük dosyası içeriğindeki, 31.10.2002 tarihli tahsis talep dilekçesinde belirttiği Belsin Beyazşehir K... Mah., C... Sitesi, No:... Kayseri, Telefon Numarası:... ... ... adresi üzerinde durulmayıp; davalının tebligata uygun adresinin belirlenmesi için yeterli araştırma yapılmadığı halde, dava dilekçesinin ilanen tebliği yoluna gidilmiştir.
Tebligat Kanunu'nun 28. maddesiyle Tebligat Tüzüğü'nün 46. maddesi, tebligat yapılamaması durumunda, mahkemeyi, davalının adresinin bulunması mümkün olan resmi ve özel kurum ve kuruluşlarda araştırma yapmakla yükümlü kılmış; yapılan araştırma sonucunda da muhatabın adresinin belirlenememesi halinde son çare olarak ilanen tebliğ yoluna gidilebileceği düzenlemesini öngörmüştür. Sıralanan mevzuat hükümlerine aykırı olarak usulsüz tebliğ halinde ise, tebligat gerçekleşmemiş sayılmaktadır.
H.U.M.K.'nun 73. maddesi hükmüne göre mahkeme, tarafları dinleyip; onları iddia ve savunmalarını beyan etmeleri için usulüne uygun biçimde davet etmedikçe hüküm tesis edemez. Dava dilekçesinin davalıya yöntemince tebliği ve taraf teşkili sağlanmadan; davalının savunma hakkı ortadan kaldırılarak davanın esasına girilip hüküm kurulmuş olması, bozma sebebi yapılmalıdır.
3-) Davalıya, 12.9.1995 tarihli başvurusuna dayalı olarak ölen babası sebebiyle ölüm aylığı bağlanmış, ölüm aylığı Eylül 1995-23.7.2004 tarihleri arasındaki dönemde ödenmiştir.
1.5.1986-30.10.2002 tarihleri arasındaki fiili hizmet süresi üzerinden 1.11.2002 tarihinden itibaren davalıya yaşlılık aylığı bağlandığının belirlenmesi üzerine, davalının ölüm aylıkları kesilmiş ve yersiz ödemenin tahsili istemiyle eldeki dava açılmıştır.
506 Sayılı Kanunun 68/l-C-a maddesi, aylık bağlanma koşulları yönünden ...evli olmayan, evli olmakla beraber, sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocuklarına aylık bağlanması olanağı öngörmüş olup; davalının, ölüm aylığı bağlandığı tarihte. 506 Sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak çalıştığı için ölüm aylığı bağlanması koşullarına sahip olmadığı belirgindir.
5510 Sayılı Kanunun 96. maddesi. Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a- Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden.
b- Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır... hükmünü içermektedir.
Konuya dair 5510 Sayılı Kanun öncesi mevzuata bakıldığında. 506 Sayılı Kanunun Yersiz ve yanlış ödemelerin tahsilini düzenleyen 121. maddesinde yersiz ödeme halinde iade yükümünün kapsamını belirleyen bir düzenleme bulunmadığı gibi; anılan Yasa içeriğinde konuyu düzenleyen başka bir düzenlemenin de yer almadığı görülmektedir. 5510 Sayılı Kanunun 96. maddesiyle 506 Sayılı Yasada yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin kasıtlı kusurlu davranıştan veya Kurumun hatalı işleminden kaynaklanmasına bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Kapsam belirlendikten sonra, ilgilinin Kurumdan alacağı yoksa geri alma işleminin genel hükümlere göre yapılacağı öngörülmüştür. 5510 Sayılı Kanunun geçici maddelerinde ise, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kural yer almamaktadır.
Belirtilen nedenlerle; 5510 Sayılı Kanunun 96. maddesi hükmünün, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacakları konusunda süren uyuşmazlıklara uygulanması gerekmektedir.
B.K.'nun, somut uyuşmazlıkta iadeyle yükümlü olunan tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63. maddesinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bilindiği üzere, iyiniyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar nispetinde ret ve iadeyle yükümlü olmayacaktır.
Buna karşın; zenginleşen, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor ise, kötü niyetli sayılacağında kuşku bulunmamaktadır.
Davalının ölüm aylığı başvurusu yaparken düzenlenen belgelerde çalıştığını bildirmemiş olması ve kendi çalışmaları sebebiyle yaptığı yaşlılık aylığı başvurusu sırasında ise ölüm aylığı aldığını beyan etmemiş olması, aksinin kabulünü gerektirir eşdeğer kanıt sunulmadığı takdirde, davalının iyi niyetle zenginleşen kişi olarak kabulüne engeldir.
Mahkemece, taraf oluşumu sağlandıktan sonra, yukarda sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığında yapılacak değerlendirme uyarınca sonuca varılması gereği gözetilmeksizin hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, davalı avukatı yararına taktir edilen 825,00.-lira duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, temyiz harcının istenmesi halinde davalıya iadesine, 24.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy