(1086 S. K. m. 159, 160, 163) (6100 S. K. m. 90, 91, 94)
Dava: Dava, haksız alınan ölüm aylıklarının tahsili ile başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve takibin devamı istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi N. Ş. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava yersiz alınan aylıkların tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve takibin devamı istemine ilişkin olup, davalı M.T. dava açıldıktan sonra 16.03.2010 tarihinde vefat ettiğinden, nüfus aile kayıt tablosu celp edilmiş, yasal mirasçıları tespit edilerek davaya dahil edilmiş, ancak çocuklarından Saliha'nın nüfus kaydında sağ görünmesine rağmen, ölü olduğu, beyan edildiğinden, ölüm kaydının nüfus kaydına işlenmesi için davacı Kuruma kesin mehil verilmiş ve kesin mehilin sonucu olarak da davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği bildirilmiş, Kurum tarafından bu husus yerine getirilmediğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 159 uncu, (Hukuk Muhakemeleri Kanununun 90 ncı) maddesinde; sürelerin kanun veya hakim tarafından saptanacağı, kanunda gösterilen ayrık durumlar dışında hakimin yasal olarak belirlenen süreleri artırıp, eksiltemeyeceği, kendisince saptanan sürelerin ise, ancak, iki taraf dinlendikten sonra ve kabul edilebilir sebeplere dayanılarak hakim tarafından azaltılıp, çoğaltılabileceği yönünde düzenleme yapılmış; HUMK'nun 160 ncı (HMK'nın 91 inci) maddesinde; sürelerin, iki tarafa tefhim ve gerekirse yöntemince tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı açıklanmıştır. HUMK'nun 163 üncü (HMK'nın 94 üncü) maddesinde ise; kanunun belirlediği sürelerin kesin nitelikte olduğu, anılan sürelerde yerine getirilmesi gereken işlem yapılmadığında o hakkın düşeceği, ayrıca, hakim tarafından belirlenen süreler yönünden bu sürenin kesin olduğuna karar verilebileceği, aksi takdirde, saptanan süreyi geçirmiş olan tarafın yenisini isteyebileceği, bu suretle tanınan sürenin kesin olup, bir daha verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemelere göre; hakim tarafından saptanan ve kural olarak kesin nitelikte olmayan sürenin kesin olduğuna karar verilebilir ise de, anılan kararın hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta olması ve kesin süreye uyulmamasının yaptırımının aynı kararda gösterilmesi zorunludur. Davanın taraflarından birine kesin nitelikte süre tanınması, diğer taraf yararına kazanılmış hak doğurduğundan, daha sonra kesin sürenin uzatılması yönünde karar verilemez. Hakim tarafından verilen kesin süre, yukarıda öngörülen koşulları taşımadığı takdirde, süreyi geçirmiş olan taraf yeni süre verilmesini isteyebileceği gibi, bu başvuru üzerine verilecek ikinci süre-, kararda kesin olduğu belirtilmese de söz konusu kanun hükmü gereğince kesindir ve ilgili tarafa bir daha ek süre tanınamaz.
Öte yandan; hukuk yargılamasında kararlar, ara ve nihai olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Ara kararları, yargılamaya son vermediği gibi, onu yürütmeye, ilerletmeye yarayan kararlardır. Yargılamaya son veren ve hakimin davadan elini çekmesi sonucunu doğuran kararlara, nihai kararlar denmektedir ve esasa ilişkin (hükümler), usule ilişkin, davanın konusuz kalması durumunda verilen olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Mahkemenin verdiği her karar, hüküm niteliğinde değildir. Hüküm, davayı esastan çözümleyen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren nihai karardır. Başka bir anlatımla, hükümler, davanın esası hakkında verilen nihai kararlardır. Hüküm ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince, anılan uyuşmazlık (dava konusu) hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanılarak, kesin hüküm nedeniyle yeni dava açılamaz.
Usule ilişkin nihai kararlar ile, yargılama sona ermekte ve davaya bakmakta olan hakim, o davadan elini çekmekte ise de, bu kararlar ile dava konusu (istem sonucu) hakkında karar verilmediğinden taraflar arasındaki uyuşmazlık çözümlenmemekte, usule ilişkin sorunlar karara bağlanmaktadır. Örneğin; görev veya yetki yönünden dava dilekçesinin reddine, davalının rızası ile davanın takibinden vazgeçilmesi nedeniyle davanın son bulduğuna, davanın açılmamış sayılmasına, davanın nakline, göndermeye, dava koşullarından birinin bulunmaması nedeniyle davanın reddine ilişkin kararlar bu türdendir. Kanıtlama yüküne ilişkin kesin süreye aykırılık nedeniyle verilen davanın reddi kararı ise, iddianın kanıtlanamadığı anlamını taşımaktadır ve bu yönüyle esasa ilişkin karar olup, kesin hükmün tüm hukuki sonuçlarını doğurur.
Somut olayda, mirasçıların davaya katılımlarını sağlamak için öncelikle, davacı Kuruma, mahkeme tarafından yetki verilerek, davalı murisin veraset ilamının alınması ve ibrazının sağlanması ve bu şekilde belirlenecek mirasçıların davaya katılımlarının sağlanması, toplanacak delillere göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davacının, yerine getirmeye ilişkin yetkisi dahi bulunmayan bir konuda, ayrıca, yerine getirilmemesinin sonucu olarak, mevcut delil durumuna göre karar verileceği ihtarı yerine davanın açılmamış sayılması kararı verileceğinin ihtar edilmesi ile yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 29.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy