(5521 S. K. m. 7, 15) (1086 S. K. m. 17, 163, 197, 198, 478) (506 S. K. m. 65, 66, 67) (5510 S. K. m. 32, 56)
Dava: Dava, 5510 sayılı Kanun kapsamında yersiz ödenen ölüm aylıkların yasal faiziyle birlikte istirdadına ilişkin Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde Ankara İş Mahkemesinin yetkili olduğundan bahisle yetkisizliğe karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı, 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken ölen babası üzerinden, boşanmasının ardından ölüm aylığı almaya başladığı, yeniden eski eşi ile evlenmesi üzerine kanuni hakkı olan çeyiz parasının tarafına ödenmesi için davalı Kuruma başvurduğu, çeyiz parasının davalı Kurumca kendisine ödenmediği gibi kendisinden muvazaalı boşanma gerekçe gösterilerek 01.11.2008-30.09.2009 tarihleri arasında aldığı ölüm aylıklarının toplamı olan 7.707,81 TL'nin kanuni faizi ile birlikte istirdadının talep edildiği iddiasıyla davalı Kurumun söz konusu işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiş, Mahkemece, Ankara İş Mahkemesinin yetkili olduğundan bahisle yetkisizliğe karar verilmiştir.
506 ve 5510 sayılı Kanunların uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda; anılan kanunlarda hüküm bulunmaması nedeniyle yetkili mahkeme Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun genel hükümlerine göre belirlenmelidir. Nitekim 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 15'inci maddesinde de bu kanunda sarahat bulunmayan hallerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun (HUMK) hükümlerinin uygulanacağı hükmü öngörülmüştür.
Bu çerçevede; HUMK'nun 17'nci maddesi uyarınca, hakiki veya hükmi bir şahsın şubeleri bulunduğu takdirde o şubenin işleminden dolayı iflas davası hariç olmak üzere o şubenin bulunduğu yerde dava açılabilir.
Öte yandan; 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7'nci maddesine göre iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. HUMK'nun 478'inci maddesi uyarınca sözlü usulde ilk itirazların en geç, ilk oturumda esasa girmezden evvel ileri sürülmesi gerekir ve kanunda hakimin bu konuda taraflara süre verebileceğini gösteren özel bir hüküm yoktur. Anılan Kanunun hakimin vereceği sürelere ilişkin 197 ve 198'inci maddeleri hükümleri ise; yazılı usulü düzenlemeye yönelik olmaları ve 478'inci madde hükmünün özel bir hüküm olması bakımından, sözlü usulde uygulanamaz. Davaların bir an önce bitirilmesini sağlamak üzere konulan sözlü yargılama usulünde böyle süreler verilmesi de bu usulün kanuna konuluş amacına uygun olmaz. HUMK'nun koyduğu süreler, bu kapsamda yetki itirazında bulunma süresi, 163'üncü madde uyarınca, kural olarak, hak düşürücü ve kesin niteliktedir. Bu nedenle bu süreler uzatılamaz ve hakim tarafından re'sen dikkate alınır. Bu noktada hakimin süreyi uzatmak için taraflara önel tanımasına ve kanun tarafından öngörülmüş olan kesin süreyi bertaraf etmesine olanak yoktur (Hukuk Genel Kurulu'nun 12.12.1962 gün, 4-155-1 08 sayılı kararı)
İnceleme konusu olayda; dosyadaki bilgi ve belgelerden dava konusu uyuşmazlığı doğuran işlemin, davalı Kurumun şubesi tarafından yapılmadığının, merkezce yapılan bir işlem olduğunun tespit edilmesi nedeniyle, Kurum merkezinin bulunduğu yer olan Ankara İş Mahkemesi'nin yetkili olduğu yönündeki Mahkeme kabulü yerindedir. Ancak, havalı Kuruma dava dilekçesinin 15.09.2010 tarihinde tebliğ edildiği, ilk oturum tarihi olan 04.11.2010 tarihli oturumda davalı Kurum vekilinin cevap dilekçesi sunmak için süre talep ettiği, Mahkemenin de bu talebi kabul edip süre verdiği, 20.01.2010 tarihli oturumda davalı Kurum vekilinin, yetkili mahkemenin Ankara İş mahkemesi olduğundan bahisle yetki itirazında bulunduğu, 25.01.2011 tarihli oturumda ise davalı Kurum vekilinin yetki itirazının Mahkemece kabul gördüğü ve yetkisizliğe karar verildiğinin anlaşılması karşısında; HUMK'nun 478'inci maddesinde öngörülen sürenin geçmesinden sonra yapılan yetki itirazının süresinde yapıldığından bahsedilemez.
Mahkemece, anılan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutularak, davalının yetkisizlik ilk itirazını kanuni süresinden sonra yapmış sayılarak işin esasına girilip, tarafların göstereceği deliller toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usule ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına, temyiz haremin istek halinde davacıya iadesine, 22.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy