(506 S. K. m. 26) (5510 S. K. m. 21)
Dava: İşkazası sonucu ölen sigortalının haksahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan ödemelerin 506 sayılı Yasa'nın 26. maddesi uyarınca tazmini davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi ve davalı avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 29.03.2011 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü davalı adına Av. S. P. ile karşı taraf adına Av. B. U. K. geldiler. Duruşmaya başlandı. Hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hakimi H. K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddine.
2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
5510 sayılı Yasanın 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesinde, İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. hükmü öngörülmüş ise de; söz konusu düzenlemenin anılan kanunda, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26. maddesidir. Anılan madde uyarınca davalının Kurumun rücu alacağından sorumluluğu ancak kusurun varlığı halinde mümkündür.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile yargılama aşamasında, zararlandırıcı sigorta olayında kusurları bulunmadığını, olay ile ölüm olayı arasında illiyet bağının bulunmadığını, olayın akabinde kazalıyı, davalının ilgili sağlık kuruluşuna sevk ettirdiklerini, sevk edilen Kurumun ilgili sağlık servisindeki doktorların akciğer zarında yırtılma, ödem ve kitle olmasına rağmen kazalıyı hastaneye yatırmayarak, tedavisini ayakta yaparak, istirahat raporu vermeden, basit ilaçlar vererek gönderdiklerini, ancak 4 gün sonra ağrılarının şiddetlenmesi üzerine Şifa Hastanesine kaldırıldığını, buradan Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesine tekrar sevk edildiğini, olaydan 7 gün sonra vefat ettiğini, ölümün yanlış teşhis ve tedaviden kaynaklandığını savunmuşlardır.
Kurumun rücu alacağının doğması için işverenin kusurlu davranışı ile sonuç arasında uygun illiyet bağının kurulması gerekir. Olay nedeniyle yürütülen hazırlık soruşturması sırasında Adil Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulu'nun 13.02.2006 tarihli rapor içeriğinde, kazalının hastaneyi ilk başvurusunda gerekli tedavisine başlanması halinde ölümün engellenip engellenmeyeceği konusunda bir tespitte bulunulmamış, kişinin ölümünün künt göğüs travmasına bağlı yumuşak doku sonrasında gelişen akciğer enfeksiyonu sonucu meydana gelmiş olduğu, iş kazasında iddia edilen matkap çarpmasının söz konusu lezyonu yapmasının mümkün olduğu belirtilmiştir.
Yargılama aşamasında olayın doktor hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumu Başkanlığından rapor istenmiş, ancak 25.06.2008 tarihli cevapta; dosya içeriğinde hekimler hakkında açılmış bir soruşturma evrakına rastlanılmadığı, soruşturma olduğu takdirde olayla ilgili tüm sağlık personelinin ifadeleri, olay tarihli tıbbi belgeler grafi tomoğrafilerin temini gerektiği bildirilmiştir.
Mahkemece davalı vekilinin savunması üzerinde durulmadan, kazalının ölümünde davacı Kurum sağlık personelinin kusurunun olup olmadığı, olayda davacı Kurum doktorlarının gerekli tedaviyi yapmaması ile ölüm olayı arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı araştırılmadan karar verilmiş olması isabetsiz bulunmuştur.
Mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek uygun neden-sonuç bağının ortaya konmasında; Adli Tıp Kurumundan görüş sorularak, müterafik kusurun saptanması halinde tarafların kusur oran ve adiyetleri konusunda yeniden kusur raporu alınarak hasıl olacak sonuca göre verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davalı avukatı yararına takdir edilen 825,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, temyiz haranın istek halinde davalıya iadesine, 29.03.2011 gününde oybirliği ile verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy