(506 S. K. m. 116) (818 S. K. m. 113, 131)
Dava: Dava, ödenmeyen yaşlılık aylıkları ve faiz alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, kararında belirtilen gerekçelerle dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Hükmün, davacı ve davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi E
Z
S
tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Davacı tarafından açılan tespit davası sonucunda: Tekirdağ İş Mahkemesi'nin 27.3.2007 tarih ve 2007/337 E. 2008/58 Karar sayılı ilamı ile, davacının 1.5.2007 tarihi itibariyle Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine karar verilmiş Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 28.9.2009 tarih ve 2008/9678 E. 2009/14687 Karar sayılı ilamı ile vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmak suretiyle söz konusu karar kesinleşmiştir.
Davacı iş bu dava ile, tahsis talep tarihi olan 12.4.2007 tarihi ile dava tarihine kadar ödenmeyen yaşlılık aylık tutarı olarak 11.000,00 TL ile ve tahsis talebinin red tarihi olan 8.5.2007 tarihinden dava tarihine kadar 2.406,00 TL birikmiş faiz alacağının davalı Kurumdan tahsilini talep etmiştir.
Mahkemece; tespit kararının kesinleşme tarihi olan 28.9.2009 tarihinden itibaren, 506 Sayılı Kanunun 116. maddesinde belirtilen 3 aylık makul süre içerisinde olmak üzere 31.12.2009 tarihinde yaşlılık aylığının bağladığı ve 18.1.2010 tarihinde birikmiş aylıkların davacıya ödenmiş olması sebebiyle konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve faiz isteminin reddine karar verilmiştir.
Alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlan faiz kavramı kapsamındaki temerrüt faizi de; muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması gerekli değildir. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı tanınmadığı gibi; borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da şart değildir. Borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olarak, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik, para borcunun fer'isi niteliğindeki (B.K. md. 113/2 ve 131) faizin, asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması, ya da, halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması da yasal bir gerekliliktir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında değerlendirme yapıldığında, Mahkeme kararı sonucunda yaşlılık aylığına hak kazanılmış olsa dahi; süresinde ödenmeyen aylıkların yasal faizi ile ödenilmesi gerekmekte olup, anapara ödenmeden eldeki dava açılmakla faiz isteminin saklı tutulduğunun kabulü halin icabıdır. Mahkemece; davacıya 1.5.2007 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı tahsis edilmesi karşısında; faizin başlangıç tarihinin belirlenmesinde, Kuruma tanınan 506 Sayılı Kanunun 116. maddesindeki 3 aylık işlem süresinin varlığı gözetilerek, 1.8.2007 tarihinden itibaren taleple bağlı kalınarak dava tarihine kadar faiz alacağı ile sorumluluğun kabulü gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu faiz isteminin reddine dair karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde davacıya iadesine, 07.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy