(4721 S. K. m. 8, 48) (5442 S. K. m. 27) (506 S. K. m. 2) (4857 S. K. m. 7)
Dava: Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 10 yıl süreyle geçen ve sigortalı gösterilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, bozma üzerine, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi A. E. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı, 02.11.1992 -15.05.2005 tarihleri arası dönemlerde kış aylarında olmak üzere 02.11.1992-15.05.1993, 28.10.1993-15.05.1994, 15.11.1994-15.05.1996, 15.10.1996-15.05.1997, 15.10.1997-15.05.1998, 15.10.1998-15.05.1999, 15.10.1999-15.05.2000, 15.10.200015.05.2001, 15.10.2001-15.05.2002, 15.10.2002-15.05.2003, 15.10.2003-15.05.2004, 15.10.2004-15.05.2005 tarihleri arası dönemlerde, kaymakamlık resmi binası, kaymakamlık konutu, ilçe özel idaresi ve mal müdürlüğüne ait resmi dairelerin kaloriferlerini yakmak suretiyle hizmet sözleşmesine dayalı olarak çalıştığını ve bildirilmeyen sürenin tespitine karar verilmesini istemiş; Mahkeme, davacının, 15.11.1994-14.09.1994 ve 15.11.1995-15.06.1996 tarihleri arasında, davalılardan Doğanyol Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfında çalıştığını ve bu sürenin bildirildiğini, başkaca çalışmasının ispat edilemediğini belirterek, davanın reddine karar verilmiştir.
1- Husumet konusu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 187. maddesinde yer alan ilk itirazlardan olmadığından davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece, gerekse Yargıtay'ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulur.
Öte yandan, taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. Taraf ehliyeti, Medeni Hukuktaki medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin Medeni Usul hukukunda büründüğü şekildir. Kimlerin taraf ehliyetine sahip bulunduğu Medeni Kanuna göre belirlenir (HUMK m. 38, TMK m. 8 ve m. 48). Buna göre, medeni haklardan istifade (hak) ehliyeti bulunan her gerçek (TMK m. 8) ve tüzel (TMK m. 48) kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.12.2007 tarih ve 2007/5-972 Esas, 2007/972 Karar sayılı ilamı) Bu yönde, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 27. maddesine göre ilçede Hükümetin temsilcisi olan kaymakamlık, Devlet tüzel kişiliğine (içişleri Bakanlığına) bağlı olup, ayrı tüzel kişiliği bulunmadığı için davada taraf ehliyetine sahip değildir. Hal böyle olunca, kaymakamlığa karşı açılacak davaların kaymakamlığın bağlı bulunduğu İçişleri Bakanlığına karşı açılması gerekir. Bu yasal gerekliliğe karşın, kaymakamlığa karşı dava açılırsa; dava, kaymakamlığın taraf ehliyeti (tüzel kişiliği) olmaması nedeniyle reddedilemez. Çünkü davacının amacı Devlet tüzel kişiliğini (İçişleri Bakanlığını) dava etmektir. Davacı, davasını yanlış kuruma yöneltmekle, hasımda değil, temsilci de yanılmış olmaktadır. Bu durumda, temsilcide yanılgıya ilişkin yanlışlık düzeltilerek davaya İçişleri Bakanlığına karşı devam edilmesi gerekir.
Açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde; temsilcide yanılma sonucu tüzel kişiliği bulunmayan Doğanyol Kaymakamlığına husumet yöneltilerek açılan eldeki davada; Mahkemece, husumet yöneltilmesi sağlanacak olan İçişleri Bakanlığına dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ edilerek; bu davalının göstereceği deliller de gözetilerek, karar verilmelidir.
2- Davacı, uyuşmazlık konusu dönemlerde, Kaymakamlık hizmet binası, kaymakamlık konutu ve özel idare binasının kaloriferini kendisinin yaktığını, bir kısım sürenin davalılardan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfından bildirildiğini, ücretinin, yardım adıyla vakıf tarafından ödendiğini, halbuki, vakıfta büro elemanı olarak çalışmadığını iddia etmekte; davalılar da, belirtilen taşınmazlarda lojmanların da bulunduğunu ve kalorifer kazanının, bu lojmanlarda oturanların çalıştırdığı kişi tarafından yakıldığını savunmaktadır. Mahkemece, öncelikle, hizmetin ifa edildiği ileri sürülen taşınmazların niteliği, tek bina mı, yoksa bitişik veya ayrı yerlerde farklı binalar mı olduğu; yine, kalorifer kazanının tek mi, yoksa ayrı ayrı mı olduğu araştırılmalı; kalorifer kazanının, davacıdan başkasına yaktırıldığının ileri sürüldüğü gözetilerek, böyle bir işyeri tescili, sigortalı bildiriminin bulunup bulunmadığı araştırılıp, çalıştırıldığı ileri sürülen kişinin beyanına başvurulmalı; Yine, çalışanın kim olduğu ve çalışma süresi yönünde, davacının, davalıların dinleteceği veya gerektiğinde resen belirlenecek kişilerin bilgisine başvurulup, uyuşmazlık konusu husus hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
3- Çalışmaların davacıya ait olduğunun anlaşılması durumunda, işverenliğin kime ait olduğunun belirlenmesi gerekir. 506 sayılı Yasanın 2. maddesinde bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı sayılmışlardır. Hizmet akdi, öğretide de kabul edildiği gibi iş görme, bağımlılık ve ücret unsurlarından oluşmaktadır. Burada söz konusu olan iş, ekonomik bakımdan iş olarak değerlendirilebilen her türlü çalışmayı ifade etmektedir.
Davacının, 15.11.1994 -14.09.1994 ve 15.11.1995 -15.06.1996 tarihleri arasındaki çalışmaları, davalılardan Doğanyol Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfınca bildirilmiş olup; uyuşmazlık konusu diğer dönemlere ilişkin olarak, davalılardan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından, vakıf bünyesinde, davacının işçi statüsünde çalışmaya başlamasına dair bir onay veya başlayış yazısı olmayıp, bordro üzerinden bir ücret verilmediği ve ödeme yapılmadığı, vakıftan yardım talebi üzerine yardım yapıldığı belirtilmiştir. Davacı, diğer davalıya bağlı olarak çalıştığını, ancak, ücretinin, yardım adıyla Vakıf tarafından ödendiği iddia etmektedir.
Mahkemece, öncelikle, Vakıf tarafından yapılan ödemelerin ücrete dayalı olup olmadığı araştırılmalıdır. Davacıya yapılan ödemelerin ücrete dayalı olduğunun ve hizmetlerin de vakıf dışındaki diğer işyerlerinde gerçekleştiğinin anlaşılması durumunda, davacının çalışmalarının, diğer kamu kurumundan aldığı talimatlar doğrultusunda, yani, bağımlılık ilişkisi içinde gerçekleştirdiği, bu sırada vakfın, yapmış olduğu yardım karşılığında davacıyı kaymakamlıkta çalışmaya sevk ettiği gözetilmeli; gerçekte, vakfın anılan yardımı, karşılıksız bir sosyal yardım olması gerekirken, dava konusu olayda, bu ödeme için bir karşılık mevcut olup; bu halde, anılan ödemenin sosyal yardım niteliği ortadan kalkmakta ve davacının söz konusu çalışmalarının karşılığını oluşturmaktadır ki, bu durumda, bahse konu ödemeyi ücret olarak nitelendirmek mümkün olur.
Bu durumda yapılacak değerlendirmede, vakfın, 4857 sayılı İş Kanununun 7. maddesinde düzenlenen geçici iş ilişkisi kavramı içerisinde, davacıyı davalı işyerlerine iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devrettiği, bu tür ilişkilerin üç kişinin yani işçi, onun iş akdiyle bağlı olduğu işveren ve bu işverenle geçici işçi sağlama sözleşmesi yapan diğer (geçici) işverenin iradeleriyle oluşan üçlü bir ilişkiye dayandığı, bu ilişkiye dayanılarak işçinin yapmakta olduğu işe benzer işlerde çalıştırılması koşuluyla başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devredilebildiği, bu bağlamda, gerçek işverenin vakıf olduğu, işin görüldüğü yerin vakfa ait olmamasının bu durumu değiştirmeyeceği; anılan düzenlemede yer alan, ...Geçici iş ilişkisi altı ayı geçmemek üzere yazılı olarak yapılır, gerektiğinde en fazla iki defa yenilenebilir. hükmü ile aynı maddede yer alan geçici iş ilişkisinin kurulabilmesi için, işçinin devir sırasında yazılı rızasını alma koşullarının bulunmamasının vakıf ile sigortalı arasında devam eden varsayımsal (farazi) bağımlılık sebebiyle sigortalılık haklarını etkilemeyeceği düşünülerek, davacının iş görme edimini başkasına sunmasının anılan bağımlılık ilişkisine zarar verebilecek yoğunluğa ulaşıp ulaşmadığı incelenmeli ve farazi bağımlılık ilişkisinin varlığını koruduğu sürece davacının vakıfa bağlı sigortalılığının süreceği gözetilmelidir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı biçimde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 14.06.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy