(1479 S. K. m. 63, 83, 84, Geç. m. 10, Ek Geç. m. 6) (5510 S. K. m. 39) (YHGK 31.03.2004 T. 2004/10-528 E. 2004/533 K.) (YHGK 06.04.2005 T. 2005/10-183 E. 2005/241 K.) (YHGK 14.03.2007 T. 2007/3-121 E. 2007/128 K .)
Dava: Trafik kazasında ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerin rücuan tahsili davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı Avukatınca istenilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24.05.2011 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü davalı adına kimse gelmedi. Karşı taraf adına avukat M. A. Ş. geldi. Duruşmaya başlandı. Hazır bulunan Avukatın sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde Tetkik Hakimi H. K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Dava; 28.11.2008 tarihinde, kimliği ve plakası tespit edilemeyen sürücü idaresindeki minibüsün seyir halinde iken taşıt yolu üzerinde bulunan yaya sigortalı M. S.'e çarparak ölmesi sonucu, sigortalının hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelirden şimdilik 5.000,00 TL'nin gelir bağlama onay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan (poliçe limiti dahilinde) tahsili istemine ilişkin olup, olayda; araç sürücüsünü %60, sigortalıyı %40 kusurlu bulan 23.11.2010 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
1479 sayılı Yasanın 63. maddesinde; Üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında, Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine gerekli bütün yardımları yapar.
Ancak, Kurum, yapılan bu yardımların ilk peşin değeri için üçüncü kişilere, istihdam edenlere ve diğer sorumlulara rücu eder. Bu kimselerin hak sahiplerine yaptıkları ödemeler dolayısıyla Kurumun zarara uğraması halinde, hak sahiplerine rücu hakkı saklıdır.
Taksirli suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasına neden olan üçüncü kişinin sigortalının eşi, çocukları, ana ve babası olması halinde, bu kişilere rücu edilmez.
Kurumun rücu hakkını doğuran suç sayılır hareket yurt dışında meydana gelmiş, suçun faili yabancı uyruklu ve yurt dışında ikamet ediyorsa, bu kişilere rücu edilmez. Hükmü öngörülmüştür.
1479 sayılı Yasa'nın 83, 84, geçici 10 ve ek geçici 6. maddesi hariç olmak üzere anılan 63 ve diğer maddeleri 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, uzun vadeli sigorta Kolları bakımından üçüncü kişinin sorumluluğu konusunda, 5510 sayılı Yasanın 39. maddesi ile; Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malul veya vazife malulü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, bu Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için Kurumca zarara sebep olan üçüncü kişilere rücu edilir.
Malullük, vazife malullüğü veya ölüm hali, kamu görevlilerinin veya er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmiş ise, bu fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere, sigortalı veya hak sahiplerine yapılan ödemeler veya bağlanan aylıklar için Kurumca, kurumuna veya ilgililere rücu edilmez.şeklinde düzenlenme yapılmıştır.
Öncelikle, davaya konu uyuşmazlığın çözümü yönünde, Kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kuralların incelenmesi gerekmektedir. Kanunlar, metinlerinde belirtilen tarihte yürürlüğe girer ve buna bağlı olarak hukuksal sonuçlarını yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için doğurmaya başlar. Kanunların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkileyip etkilemeyecekleri, yani, geçmişe etkili olup olmadıkları ile ilgili mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir.(Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara, 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh: 73).
Hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak yolda yorumlamamakla yükümlüdür. (Yargıtay HGK; 09.03.1988 tarih ve 1987/2-860 E. 1988/232 K; 31.03.2004 tarih ve 2004/10-528 E. 2004/533 K; 06.04.2005 tarih ve 2005/10-183 E. 2005/241 K; 14.03.2007 tarih ve 2007/3-121 E. 2007/128 K sayılı kararları)
Kanunların geriye yürümemesi kuralının istisnaları arasında; kazanılmış hakları ihlal etmemek kaydıyla kanunun yargılama hukukunu düzenlemesi, kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin olması ve beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar bulunmaktadır. Tamamlanmış hukuki durumları yeni kanun veya düzenleyici kuralın etkilememesi ve onlar üzerinde hukuki sonuç doğurmaması ise, kazanılmış hakları saklı tutma amacı gütmektedir.
Yasanın yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden önce meydana gelen olay ve ilişkilere uygulanmasını gerektirir yukarıda sıralanan istisnai durumlar kapsamında olmayan 5510 sayılı Yasanın 39. maddesiyle getirilen tazmin hükmünün, yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme de bulunmadığı gözetildiğinde; 28.11.2008 tarihinde meydana gelen olay nedeniyle, davanın yasal dayanağının 5510 sayılı Yasanın 39. maddesidir.
1479 sayılı Yasa'nın 63. maddesi kapsamında Bağ-Kur'a tanınan rücu hakkının doğabilmesi için 3. kişinin suç sayılır hareketinin mevcut olması ve bu sebeple sigortalıya veya hak sahiplerine Kurumca yardım yapılması gerekmekte olup, üçüncü kişinin suç sayılır fiili taksirli suç niteliğinde olsa bile Kurum, bu kişiye karşı rücu hakkını kullanabilmekte idi. Rücu edilecek miktar ise; kural olarak ilk peşin değerin tamamıydı ve ancak bu miktardan suç sayılır eylemi saptanan üçüncü kişinin kusur oranı nedeniyle bir indirim yapılabilmekte idi.
Anılan düzenlemenin yürürlükten kaldırılması ile 5510 sayılı Yasanın 39. maddenin birinci fıkrası ile yapılan düzenlemede ise; sigortalının malül, vazife malülü veya ölümünün üçüncü bir kişinin kastı sonucunda meydana gelmesi halinde, Kurum tarafından zarara sebep olan üçüncü kişilerden rücuen tahsil edilmesi öngörülmüştür. Buna göre; Kurumun rücu hakkı, üçüncü kişinin sadece kasıtlı fiili haline özgülenmiştir. Yasanın açık ve buyurucu hükmü karşısında üçüncü kişi; kasta dayanmayan taksirli eylemi sonucunda sigortalının malül kalmasına veya ölümüne neden olmuş ise, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanan aylıkların peşin değerinden sorumlu tutulamayacaktır. Ayrıca rücu edilecek miktar, malul veya vazife malulü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yansı ile sınırlandırılmış olup, bu miktardan üçüncü kişiler kusurları oranında sorumlu olacaklardır.
Mahkemece; kimliği ve plakası tespit edilemeyen sürücünün idaresindeki aracın çarpması şeklinde oluşan dava konusu olayda, yukarıda açıklanan hukuki ilkeler gözetilerek, 5510 sayılı Yasanın 39. maddesinde öngörüldüğü şekilde, davacı Kurum yönünden rücu hakkının doğup doğmadığı yönünde inceleme ve araştırma yapılarak, hasıl olacak sonuç uyarınca karar verilmesi gereği gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA davacı avukatı yararına takdir edilen 825,00.-TL. duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine 12.07.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy