(1479 S. K. m. 35, Geç. m. 10)
Dava: Davacı, 30.10.2008 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davanın yasal dayanağı, 1479 Sayılı Kanunun 35 ve Geçici 10. maddeleri olup, mahkemece, yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
22.09.1962 doğumlu olan, Kurumca kabul edilen 05.10.1981-31.10.2008 tarihleri arasında, kesintili 20 yıl 11 ay 7 gün 1479 Sayılı Kanun kapsamında sigortalılığı ve bu sigortalılık süreleriyle çakışmayan 01.08.1984-30.11.1989 tarihleri arasında 4 yıl 2 ay 17 gün 506 Sayılı Kanun kapsamında sigortalılığı olmak üzere, tahsis talep tarihinde toplam 25 yıl 1 ay 24 gün primi ödenmiş sigortalılık süresi bulunan davacının, anılan yasal düzenlemeler çerçevesinde 01.06.2002 tarihi itibariyle 18 yıl 8 ay 24 gün sigortalılığı bulunup, 25 yıl sigortalılık süresi için kalan 6 yıl 3 ay 6 gün sigortalılık süresi nazara alındığında, 1479 Sayılı Kanunun Geçici 10. maddesinin 2 nci fıkrasının d bendi gereği yaşlılık aylığı tahsisi için 25 yıl ve 47 yaş şartına tabi olduğu çekişmesizdir. Hal böyle olunca, 30.10.2008 tarihli tahsis talebine göre, talep tarihi itibariyle 47 yaşını doldurmayan davacı yönünden yaşlılık aylığı tahsis şartlarının gerçekleştiğinden bahsedilemez.
Ancak, davacının dava dilekçesi içeriğinden, sigortalılık tespitini de talep ettiğinin anlaşılması karşısında, öncelikle, ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde fayda bulunmaktadır.
Bilindiği gibi, 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 Sayılı Kanunun 24 ve 25 inci maddelerinde ...kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler..., meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılmışken, anılan maddelerde 19.04.1979 gün ve 2229 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikle meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, kendi adına ve hesabına çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir.20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 Sayılı Kanunla yapılan düzenlemede, kendi adına ve hesabına çalışma koşuluna ek olarak gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar için mükellefiyetin başlangıç tarihinden, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmakla beraber gelir vergisinden muaf olanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar kayıtlı oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmaktadır.
22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikte ise, bu kez, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlardan gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlarla vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkarlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır.
02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 Sayılı Kanunla getirilen düzenlemede de; kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; gelir vergisi mükellefi olanlar ile, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkar Siciliyle birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıt olanlar sigortalı sayılmışlardır.
Yukarıda açıklanan tüm bu Kanunlarla yapılan değişiklikler; önceki mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların, sigortalılık niteliklerine son vermemekte, değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Bağ-Kur sigortalılık niteliğini kazananlar yönünden yeni düzenlemeler içermektedir. Tersinin kabulü, kazanılmış hakları ortadan kaldırmak olur ki, bu durumun kabulüne yasaca ve hukukça olanak olmadığı açıktır.
Davacının dava dilekçesi içeriğinden, tahsis talep tarihi itibariyle 26 yıl 8 ay 24 gün sigortalılığının bulunduğunu iddia etmesi karşısında, davacının talebi açıklattırılarak, sigortalığının tespitini talep ettiği dönem belirlenmelidir. Sonrasında, taraflar arasında ihtilaf konusu olan dönemde geçerli mevzuat hükümleri çerçevesinde ilgili kuruluşlardan kayıtlar getirtilerek, davacının kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmasının bulunup bulunmadığı ve bu bağlamda sigortalılık şartları irdelenmeli, tespiti gereken sigortalılık süresinin varlığı halinde, bu dönem yönünden prim borcu bulunup bulunmadığı Kurumdan sorulmalı, varlığı halinde, usul ekonomisi yönünden, prim borcunun ödenmesi için, davacıya süre verilmeli, yaşlılık aylığı şartları bu çerçevede irdelenerek varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 30.05.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy