(506 S. K. m. 26) (818 S. K. m. 53) (5510 S. K. m. 21)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan peşin sermaye değerli gelirler ile yapılan ödemelerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, bozmaya uyularak ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar: Hükmün, taraflar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H. K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
1- Davacı Kurumun temyiz itirazlarının reddine,
2- Davalıların temyiz itirazlarının incelenmesine gelince:
5510 sayılı Yasanın 21. maddesiyle yeniden getirilen sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı tazmin hükmünün, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gözetildiğinde davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 26. maddesidir. Anılan madde uyarınca davalının Kurumun rücu alacağından sorumluluğu ancak kusurlarının varlığı halinde mümkündür.
Kanalizasyon hattı döşenirken, kepçe operatörü İ. A. tarafından açılan kanalda künk döşeme işini yapan sigortalının, kanalın sol yan yüzünden toprak kayması sonucu toprak altında kalarak sürekli işgöremezlik durumuna girmesi sonucu oluşan iş kazasına ilişkin olarak açılan Tuzla Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/443 Esas sayılı ceza davasında alınan 14.10.2006 tarihli kusur raporunda, işveren 5/8, kepçe operatörü 3/8 kusurlu bulunmuş, kazalıya yapılan masrafların tahsili için açılan ve kesinleşen Kartal 3. İş Mahkemesi'nin 2006/404 Esas 422 Karar sayılı itirazın iptali davasında alınan 12.06.2006 tarihli kusur raporunda davalı işveren %100 kusurlu bulunmuştur.
İş bu dava da, işverenin %100 kusurlu olduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm Dairemizce; ceza yargılamasında kepçe operatörüne kusur verildiği, yargılama aşamasında davalılar vekilinin, kusurun tamamının işverene yüklenmesinin doğru olmadığına ilişkin kusur raporuna itirazının bulunduğu, her ne kadar mahkemece daha önce aldırılmış kusur raporuna itibar edilmiş ise de, somut olay açısından davalılar vekilinin itirazlarını da değerlendiren yeni bir kusur raporu aldırılması ve sigortalıya bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değeri sorularak sonucuna göre karar verilmesi... gereğine değinilerek bozulmuş, bozma sonrasında alınan 31.05.2010 tarihli kusur raporunda davalı işveren %100 kusurlu bulunarak alacağın tahsiline karar verilmiştir.
O halde mahkemece yapılacak iş; olay nedeniyle açılan ceza davasında sanık olan işveren ile kepçe operatörü hakkında mahkumiyet kararı verilip verilmediği, hükmün kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak, sonucuna göre, Borçlar Kanununun 53. maddesi gereğince davalı vekilinin itirazları da gözetilerek bozma kararımıza uygun şekilde işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı açısından uzman kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetinden yeniden kusur raporu alınarak hasıl olacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece; açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsiz bulunmuştur.
Öte yandan; davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 26. maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi'nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı kararı ile 26. maddedeki ...sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere... bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında. Kurumun rücu hakkının, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, davalı işverenin gelirler yönünden tazmin sorumluluğunun ilk peşin sermaye değerli gelir üzerinden belirlenmesi yönündeki mahkeme yaklaşımı yerinde bulunmakta ise de: 9.643,1 TL olan ilk peşin değerli gelir miktarının 10.713,68 TL olarak alınması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 10.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy