(1479 S. K. m. 63, 70) (818 S. K. m. 128)
Dava: Dava, trafik kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler sebebiyle uğranılan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın, davalılardan A. Ö. yönünden zamanaşımı; diğer davalılar yönünden zamanaşımı ve borca batık olan mirası reddetmiş oldukları gerekçesi ile, reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi A. E. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu ölen Bağ-Kur sigortalısının hak sahiplerine, davacı Kurumca yapılan Sosyal Sigorta yardımlarının 1479 Sayılı kanunun 63. maddesi kapsamında rücuan tahsili istemine ilişkindir.
1479 Sayılı Kanunun 70/2 maddesi hükmünde; bu kanuna dayanılarak Kurumca açılacak rücu davalarının 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu öngörülmüş olup, zamanaşımına ilişkin bu hüküm, özel hüküm niteliğini taşımakla genel hükümlere göre öncelikle uygulanması gerekir.
Ne var ki; iş bu 10 yıllık zamanaşımının hangi tarihten itibaren işlemeye başlayacağı konusunda, özel kanun olan 1479 Sayılı Kanunun anılan maddesi hükmünde açıklık bulunmaması karşısında; başlangıç tarihinin belirlenmesinde zamanaşımının alacağın muaccel olduğu zamandan başlayacağına ilişkin Borçlar Kanununun 128. maddesi hükmü esas alınmalıdır.
Bu durumda ise; Kurum'un 63. maddeye dayalı rücu alacağının; gelir ya da aylığın bağlandığı ve bu işlemin yetkili makamca onaylandığı, masrafların yapıldığı tarihte mi, aylıkların başlangıç tarihinde mi yoksa zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği tarihte mi muaccel olacağı konusunun çözümlenmesi gerekir. Anılan konuda sonuca ulaşılabilmesi için de, öncelikle davacı Kurum'a, 63. maddeye göre tanınan rücu hakkının hukuksal temelinin ne olduğu üzerinde durulmalıdır. Dairemizin ve Yargıtay'ın yerleşmiş içtihadına göre Kurum'un sözü edilen rücu hakkı; hukuki nitelikçe, halefiyet ilkesine dayandığına ilişkin yasada açık bir hüküm bulunmaması sebebiyle kanundan doğan. Kurumun sigortalı ya da hak sahiplerine tanınan haktan bağımsız olarak kullanabileceği basit rücu hakkı vasfındadır. Bu bağlamda; belirtilen nitelikteki bağımsız rücu hakkının; başkasına ait bir borcu ödeyen kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik tazminat niteliğinde yeni bir talep hakkı olması itibariyle de; bu hak, rücu hakkı sahibinin şahsında doğduğu anda, alacak muaccel hale gelecek ve yeni bir zamanaşımı süresi de bu tarihten işlemeye başlayacaktır.
Hal böyle olunca; Kurum'un rücu alacağı; sigorta olayının meydana gelmesiyle veya aylık ya da gelirlerin başladığı tarih itibariyle değil; gelir ya da aylık bağlanmasının onaylandığı, masrafın yapıldığı tarihte muaccel olacak ve yasada öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi de bu tarihten işlemeye başlayacaktır.
Somut olayda, sigortalının hak sahiplerine, zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği 21.07.1997 tarihini takip eden aybaşı olan 01.08.1997 tarihinden başlamak üzere aylık bağlanmış ise de; bağlanan aylıkların. Kurum'un yetkili organınca 09.03.1998 tarihinde onaylanması karşısında; yukarda sıralanan hukuki esaslar çevresinde zamanaşımı süresi, kurum alacağının muaccel hale geldiği iş bu onay tarihinden işlemeye başlayacak olup; rücu davası da 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde 19.02.2008 tarihinde açılmıştır.
Kayseri 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen 18.11.1998 tarih ve 349 - 1091 Sayılı kararından, A. Ö. dışındaki davalıların murisinin terekesinin borca batık olduğu anlaşılmakta olup; mirasçısı olan bir kısım davalılar tarafından mirasın reddedildiği de gözetildiğinde, davanın, anılan davalılar yönünden, bu gerekçeye de dayalı olarak reddi isabetli ise de; Mahkemece, davalılardan A. Ö. yönünden, işin esasına girilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, hak sahiplerine bağlanan aylığı başladığı 01.08.1997 tarihinden itibaren 10 yıllık sürenin geçtiği belirtilerek, davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle bozulmasına, 19.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy