(2004 S. K. m. 67)
Dava: Davacı, icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, kararında belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, tarafların vekillerinin temyiz etmeleri üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. A. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı almaktayken, 25.04.2000 tarihinde vefat eden sigortalının, 23.10.2005 tarihine kadar aylıklarının bankadan çekilmesi nedeniyle oluşan Kurum zararının, kardeşi olan davalıdan tahsiline yönelik icra takibine itirazın iptali istemli davanın yargılaması sonucunda, sigortalının ölüm anında davalının yanında bulunduğu ve bununda haksız yaşlılık aylıklarını davalının çektiğine karine oluşturduğu, aksinin davalı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Ölen sigortalıya ait banka hesabının, ölümünden sonra hangi tarihlerde, kimler tarafından ve hangi şubelerde, ne şekilde hareket gördüğü ilgili banka şubesinden okunaklı belgeler celbedilip araştırılmadığı gibi aylıkların kim tarafından ve nasıl çekildiğine ilişkin dosyada hiçbir delil de bulunmamaktadır.
Yapılacak araştırmada aylıkların bankamatik aracılığıyla çekildiğinin tespiti halinde; haksız yaşlılık aylıklarının bankamatik yoluyla kim tarafından çekildiğine ilişkin somut bir delilin bulunamadığı benzer durumlar nedeniyle açılan davalar nedeniyle verilen kararların temyiz incelemesi üzerine oluşturulan Yargıtay içtihatlarında, Doğal olarak bankamatik kartının hayatta iken sigortalının yanında bulunması, öldükten sonra da birlikte oturan mirasçılarının eline geçmesi asıldır. Bu durumda davada ispat yükünün davalılara ait olduğunun kabulü... gerekir görüşlerine yer verilmiştir.
Bilindiği üzere, olağan bir duruma dayanan tarafın, bu iddiasını kanıtlama yükümlülüğü altında olmadığı, ispat yükünün, olağan durumun aksini iddia eden tarafın üzerinde olduğu; başka bir anlatımla, belli olaylardan, belli olmayan bir olay için çıkarılabilen durumlara dayalı fiili karine lehine olan tarafın ispat yükü altında bulunmadığı, karinenin aksini kanıtlama yükümünün bunu iddia edenin üzerinde olduğu, yargılama hukukunun temel ilkelerindendir.
Ne var ki, huzurevinde yaşadığı anlaşılan sigortalının hastalanması üzerine tedavi gördüğü hastaneden taburcu olmasından sonra geldiği, 16.03.1929 tarihinde doğan davalının yanında birkaç gün kaldıktan sonra vefatı şeklinde gerçekleşen davaya konu olayda, Kurum zararını tazminle sorumlu tutulmak istenen davalının yaşı ile sosyal ve ekonomik durumu gözetildiğinde, olağan durumlar nedeniyle Kurum yararına oluşan ve Yargıtay içtihatlarına konu olan karinenin varlığından söz edip, buna bağlı olarak da davalıyı ispat külfeti altına sokmanın, yasal düzenlemeler ve hakkaniyetle bağdaşır bir yaklaşım olarak kabul edilmesine olanak olmayıp, ispat külfetinin davacıda olduğunu kabul etmek somut olayın özelliklerine uygun ve adil bir yaklaşım olacaktır.
Mahkemenin bu maddi ve hukuki olgular çerçevesinde yapacağı araştırma ve inceleme sonucuna göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar vermiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 01.10.2012 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy