(506 S. K. m. 12, 24, 99, Ek m. 46) (4958 S. K. m. 35) (5510 S. K. m. 20, 34, 35, 97) (1086 S. K. m. 388, 389) (YHGK. 31.03.2004 T. 2004/10-528 E. 2004/533 K.)
Dava: Dava, ölüm geliri bağlanması gerektiğinin tespiti ile gelirlerin yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi T. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
10.05.1997 tarihinde gerçekleşen iş kazası sonucu bekar olarak yaşamını yitiren sigortalının hak sahibi annesi konumundaki davacı tarafından Kuruma yöneltilen iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından gelir tahsis başvurusunun reddedilmesi üzerine işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davanın temel yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun İş Kazalarıyla Meslek Hastalıkları Sigortası bölümü içerisinde yer alan 12'nci madde sinde, sağlanan yardımlar arasında sigortalının ölümünde hak sahiplerine gelir bağlanmasına yer verilmiş olup, anılan Kanunun Ana ve babaya gelir bağlanması başlığını taşıyan 24'üncü maddesine göre, sigortalının iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümü durumunda ana ve babanın gelire hak kazanabilmesinin ilk koşulu, sigortalının ölümü tarihinde eşine ve çocuklarına bağlanması gereken gelirlerin toplamının, sigortalının yıllık kazancının % 70'inden aşağı olmasıdır. Hak sahibi konumundaki ana ve babanın gelire hak kazanabilmesinin ikinci koşulu, madde üzerinde 06.08.2003 günü yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanunun 35'inci maddesi ile yapılan değişiklikten önce, ana ve babanın geçimlerinin sigortalı tarafından sağlandığının belgelenmiş olması iken, anılan düzenlemeyle bu şart, sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmama veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almama olarak değiştirilmiş, ayrıca, 4958 sayılı Kanunun 53'üncü maddesi ile 506 sayılı Kanuna eklenen ek 46'ncı madde ile de, bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra ölen sigortalıların anne ve babalarına bağlanan gelir ve aylıkların sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak çalışmaya başladıkları veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere, buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almaya başladıkları tarihi İzleyen ödeme dönemi başından itibaren kesileceği yönünde düzenleme yapılmıştır.
Bununla birlikte; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 01.10.2008 günü 34'üncü maddesinde kısmen yürürlüğe giren Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması başlığını taşıyan benzer bir düzenleme yapılarak, hak sahibi eş ve çocuklardan artan pay bulunması durumunda her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirin in asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kaz anılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması koşuluyla ana ve babaya aylık bağlanacağı, ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması durumunda ise artan paya bakılmaksızın kendilerine aylık bağlanacağı belirtilmiş, Hak sahiplerine gelir bağlanması, evlenme ve cenaze ödenekleri başlıklı 20'nci maddesinde ise, gelirin başlangıcı, kesilmesi ve yeniden bağlanmasında 34'üncü ve 35'inci maddelerinin uygulanacağı açıklanmıştır.
Diğer taraftan; 506 sayılı Kanunun Zamanaşımı ve hakkın düşmesi başlığını taşıyan 99'uncu maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan durumlarda, iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan gelirin, hakkı doğuran olay tarihinden itibaren beş yıl içinde istenmediği takdirde zaman aşımına uğrayacağı, bu durumda olanların gelirlerinin, yazılı istek gününü izleyen ay başından itibaren başlayacağı belirtilmiş, 5510 sayılı Kanunun Zamanaşımı, hakkın düşmesi ve avans başlığını taşıyan 97'nci maddesinde de, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan durumlarda, iş kazası halinde bağlanması gereken gelirin, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmının zamanaşımına uğrayacağı, Kuruma başvurmamanın haklı bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre kanıtlayanlar hakkında anılan hükmün uygulanmayacağı bildirilmiştir.
Ayrıca vurgulanmalıdır ki; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388'inci maddesinin son fıkrasında, yargılama sonunda kurulan hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz yinelenmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, kuşku ve duraksama uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu belirtilmiş, 389'uncu maddesinde ise, mahkemece verilen karar ile iki tarafa yüklenen görev ve tanınan hakların kuşku ve duraksamaya yol açmayacak surette oldukça açık yazılması gerektiği yönünde düzenleme yapılmıştır.
Bu aşamada, anılan yasal değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşen ölümlerde, hak sahibi anne ve/veya babaya aylık bağlanabilmesi için hangi koşulların aranması gerektiği üzerinde durulması gerekmekte olup, uyuşmazlığın çözümü, sosyal güvenlik hukukunun niteliğinin irdelenmesi ile birlikte kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kuralların incelenmesini de zorunlu kılmaktadır. Kanunların geriye yürümesi konusunda mevzuatımızda genel bir düzenleme olmadığı gibi, konu ile ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.03.2004 gün ve 528/533 sayılı ilamında da açıkça belirtildiği gibi, kural olarak, her kanun, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurmaya başlar ve bu tarihten sonra meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır. Bu kuralın doğal sonucu da, kanunların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkilemeyeceği, başka bir anlatımla geriye yürümeyecekleridir. Genel kural bu olmakla beraber, kamusal nitelikteki sosyal güvenlik hukukunda süregelen uyuşmazlıklarda, tamamlanmamış hukuki durumlara yeni kanun veya düzenleyici kural derhal yürürlüğe girme niteliği nedeniyle uygulanmalı ve hukuki sonuçlarını doğurmalıdır. Tamamlanmış hukuki durumları yeni kanun veya düzenleyici kuralın etkilememesi ve onlar üzerinde hukuki sonuç doğurmaması ise kazanılmış hakları saklı tutma amacı taşımaktadır.
Kanunların zaman yönünden uygulanmalarında söz konusu temel kural ortaya konulduktan sonra önemle belirtilmelidir ki, 4958 sayılı Kanunda yürürlüğe ilişkin özel bir düzenlemenin bulunmaması ve Kanunla 506 sayılı Kanuna eklenen Ek 46'ncı maddenin bir yürürlük maddesi olmayıp, sadece bağlanan ölüm gelirinin kesilmesi yönünde bir düzenleme içermesi karşısında, sosyal güvenlik kurallarının tanımlanan niteliği nedeniyle sonuç olarak, 24'üncü maddeyle ilgili görülmekte olan davalardaki uyuşmazlıklarda her iki düzenlemeden ana/baba yararına olan düzenlemenin uygulanması gerekmektedir. Kuşkusuz, yapılacak araştırma sonucu tahsis koşullarına ilişkin olarak 4958 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrası hükme dayanıldığı takdirde, gelir bağlama hakkını doğuran olayın, sözü edilen kanun değişikliği olduğu gözetilip, değişikliğin yürürlüğe girdiği günü izleyen aybaşına karşılık gelen 01.09.2003 tarihinin gelir başlangıcına esas alınması zorunlu olduğu gibi, aynı mantıksal yaklaşım gereğince, 5510 sayılı Kanun hükümlerine dayanılarak gelire hak kazanılma durumunda, tahsis hakkını doğuran olay yeni yasal düzenleme olduğundan, gelir başlangıcı, 34'ncü maddenin yürürlük tarihini izleyen 01.11.2008 günü olarak benimsenmelidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; tahsis başvurusuna ilişkin tüm bilgi ve belgelerle birlikte sigortalının mirasçılarını gösterir nüfus kayıt örneği veya veraset ilamı getirtilmeli, sonrasında, açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde yapılacak araştırma ve irdelemeyle elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece tahsis koşullarının varlığına ilişkin olarak herhangi bir araştırma yapılmaksızın davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre, hüküm fıkrasında bağlanması gereken gelirin başlangıç tarihi belirtilmeyerek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yukarıda anılan düzenlemelerine aykırı ve hükmün yerine getirilmesi aşamasında kuşku ve duraksamaya yol açıcı nitelikte karar verilmesi de, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 24.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy