(1479 S. K. m. 24, 25)
Dava: Dava, 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılığının ve kesilen yaşlılık aylığının yeniden bağlanması gerektiğinin tespiti istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Alparslan Koçak tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Her uyuşmazlık, dayandığı işlem veya olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan yasal kurallara göre çözümlenmelidir. Davanın yasal dayanağını oluşturan 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25'inci maddeleri, anılan kanun kapsamındaki Bağ-Kur sigortalılığı koşullarını ve bu sigortalılığa yasal karine sayılan olguları belirlemektedir. Zaman zaman anılan maddelerdeki değişikliklerle farklı kurallar öngörülmüş ise de; "kendi nam ve hesabına bağımsız çalışma" Bağ-Kur sigortalılığının temel ve ön koşulu olarak varlığını korumuştur. Başka bir deyişle, belirtilen bu ana koşulun gerçekleşmesinden sonra diğer kural ve unsurlar değerlendirilebilir.
01.10.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24. maddesi ilk şekliyle, çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, sigortalılığın oluşumu için, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Kanun, Bağ-Kur'lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece Kanunun temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Kanun, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkâr sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir. Bu arada, 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe giren 619 sayılı KHK. İle vergi kaydı olanlar ile vergiden muaf olanlardan esnaf ve sanatkâr siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olanlar Bağ-Kur sigortalısı kabul edilmiş ve anılan KHK. Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilerek, 08.08.2001 tarihinde yürürlükten kalkmıştır. Ancak bu defa 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunla düzenleme aynen korunmuştur.
Herhangi bir vergi ya da sicil kaydı bulunmayan davacının; 14.05.1992 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal eden bildirge ile 02.11.1984 - 19.12.1989 tarihleri arasında terzilik mesleğinden oda kaydı bulunduğu bildirilerek 22.03.1985 - 19.12.1989 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında tescili yapıldığı; 1992 yılında tüm primleri ödediği; 721 gün askerlik borçlanması ve 2787 gün 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalı süreleri de birleştirilmek suretiyle 01.11.1996 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı bağlandığı anlaşılmaktadır. 2011 yılında yapılan denetim sonucunda davacının ne Kars, ne Ağrı ne de Akyaka Esnaf Odalarında herhangi bir kaydı bulunamadığından sahte bildirge ve formlara istinaden sigortalılık tescili yapıldığı iddiasıyla Bağ-Kur sigortalılığı ve buna bağlı olarak yaşlılık aylığı iptal edilmiştir.
Davacı; 22.03.1985 - 19.12.1989 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalısı olduğunun ve kesilen yaşlılık aylığının yeniden bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davalı Kurumun yaşlılık aylığını iptal işleminin iyiniyet kurallarına uygun olmadığı, zamanında oda kayıtlarını denetleme sorumluluğunun Kuruma ait olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, davacının bildirge ve formlarının sahte olduğunun ve bağlı olarak sigortalılık şartları bulunmadığının anlaşılması halinde aylığın kesilmesi haklı nedene dayanacağından, kusuru olmaksızın sahte belgelere istinaden işlem yapan davalı Kurumun iyiniyetli olmadığından söz edilemez. Bu nedenle; davacının sigortalılık şartları şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde araştırılmalıdır. Öncelikle; davacının sigortalılığına esas bilgi ve belgeler ile sigorta sicil dosyasının tümü celbedilmeli, sahte olduğu iddia edilen bildirge ve formlarda imzası bulunan oda görevlilerinin beyanına başvurulmalı, kayıtlarının bulunması durumunda davacının kendi nam ve hesabına bağımsız çalışması bulunup bulunmadığı, bu kapsamda terzilik mesleğini icra ettiği işyeri ve adresi tespit edilmeli, aynı yörede komşu veya benzer işleri yapan işverenler ve çalışmayı bilebilecek durumda olanlar tespit edilerek re'sen beyanlarına başvurulmalı, deliller hep birlikte değerlendirilerek, takdir edilip varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 08.05.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy