MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, kanuni gerektirici nedenlere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacı eş lehine 268.151,23 TL maddi, davacı çocuk lehine 3.820,79 TL maddi, her iki davacı lehine 10.000,00 TL’er TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Dosya kapsamından, davacılar murisinin vefat tarihinin 18/12/1999 olduğu, davacı tarafın dava dilelçesi ile eş için 15.000,00 TL maddi, çocuk için 5.000,00 TL maddi, her iki davacı için 20.000,00’er TL manevi tazminat talep ettikleri, davacılar vekilinin 20/02/2019 tarihli dilekçesi ile davalarını tam ıslah yolu ile belirsiz alacak davasına dönüştürdükleri ve davacı eşin maddi tazminat istemini 268.151,23 TL’ye çıkardıklarını beyan ettikleri, davalı vekilinin bu dilekçeye karşı 21/02/2019 tarihli dilekçe ile zamanşımı def‘inde bulunduğu anlaşılmaktadır.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun “Zaman Bakımından Uygulanma” başlığını taşıyan 448/1.maddesi, yapılan açıklama ve ilkelere uygun olarak; “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır” hükmünü içermektedir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni kanundaki usul hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olmasıdır. Yeni hükümlerin daima eskisinden daha iyi ve amaca en uygun olduğu fikri, kanun koyucunun, fertlere ait olan hakların yeni usul hükümleri ile daha önce yürürlükte olan kanundan daha iyi ve daha adil bir şekilde korunacağına ilişkin inanca dayanmaktadır.
Eğer bir usul işlemi, yargılama sırasında yapılmaya başlanıp, tamamlandıktan sonra, yeni bir usul kuralı yürürlüğe girerse, söz konusu işlem geçerliliğini korur. Başka bir deyişle, tamamlanmış usul işlemleri, yeni yürürlüğe giren usul hükmünden (veya kanunundan) etkilenmez. Buna karşın, bir usul işlemine başlanmamış veya başlanmış olup da henüz tamamlanmamış ise, yeni usul hükmü (veya kanunu) hemen yürürlüğe girecektir. Çünkü usule ilişkin kanunlar, aksine bir kural benimsenmediği takdirde, genel olarak hemen etkili olur ve uygulanırlar (Y.İ.B.K.’nun 8.7.1942 gün ve E:13, K:19; Hukuk Genel Kurulu'nun 23.09.1964 gün ve E:7/1139, K:575; 09.3.1988 gün ve E:860, K:232; 23.11.1988 gün ve E:1988/1-825, K:1988/964; 22.02.2012 gün ve E:2011/2-723, K:2012/87 sayılı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.02.2011 gün ve 2011/19-735 Esas 2012/93 Karar ile 22.02.2012 gün ve 2011/2-733 Esas 2012/87 Karar sayılı ilamları)
Dava; dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla (hükümle) sonuçlanıncaya kadar devam eden, çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasındaki her usul işlemi, ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bir davayı bütün olarak değerlendirip, bu konuda yeni kanunun etkili olup olmayacağı söylenemez. Yargılama sırasında yapılan bir usul işlemi ve kesiti tamamlanmış ise, artık yeni kanun o usul işlemi hakkında etkili olmayacak, dolayısıyla da uygulanmayacaktır.
Yukarıda yapılan açıklamalara göre, dava dilekçesinin mahkemeye verilmesi ve gerekli harçların yatırılması ile dava açılmasına yönelik usul işlemi 17/12/2009 tarihinde tamamlanmış olup, bu tarihte yürürlükte bulunmayan 6100 sayılı HMK’nın belirsiz alacak davasına ilişkin hükümlerinin davanın tamamen ıslahı yolu ile de olsa somut uyuşmazlıkta uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
Yine iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla açılan maddi ve manevi tazminat davalarında; zamanaşımı süresi gerek olay tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı yasanın 146. maddesi gereğince haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır.
Dava konusu olayda, davacılar bakımından zaman aşımının başlangıç tarihinin 18/12/1999 tarihi olduğu ortadadır. Hal böyle olunca, kısmi dava olarak açılan davanın tam ıslah yolu ile dahi olsa belirsiz alacak davasına dönüştürülemeyeceği de dikkate alınarak maddi tazminat isteminin artırılmasına ilişkin ıslaha karşı süresi içerisinde ileri sürülen zamanaşımı def'i nin kabul edilip, davacı eş yönünden ıslahla artırılan maddi tazminat kısmının reddi yerine, yazılı şekilde ıslah konusu maddi tazminat istemini de kapsar biçimde, maddi tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine
07/10/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy