MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : 21/07/2008 tarihli hüküm; Sanığın temyiz isteminin yasal süreden sonra olması nedeniyle CMK'nun 296. maddesi uyarınca reddi,
11/07/2008 tarihli hüküm; 5237 Sayılı TCK'nun 157, 35, 62, 50, 52 maddeleri uyarınca 1.500 YTL ve 1.500 YTL Adli Para Cezası
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.11.2006 gün ve 6/213 sayılı kararında açıklandığı gibi, 5271 sayılı CMK.nun 34/2 ve 232/6. maddelerinde belirtilen şekilde başvurulabilecek kanun yolu başvuru süresinin başlama tarihi ve mercii, şüpheye yol açmayacak surette açık biçimde gösterilmediğinden sanığın temyiz talebi süresinde kabul edilip, hukuki değerden yoksun bulunan temyizin reddine ilişkin 21.07.2008 tarihli ek karar kaldırılarak yapılan incelemede;
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 25.05.2010 tarih ve 2010/90-126 sayılı kararında açıklandığı üzere; aynı suça ilişkin hükmün içerisinde birden fazla “cezanın” bulunduğu hallerde, temyiz sınırının belirlenmesi açısından cezaların her birinin miktarına değil, toplam ceza miktarına bakılması gerektiğinden tebliğnamede yer verilen aksi düşünceye iştirak olunmamıştır.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için failin, bir kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiselerle hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisi veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Desise ise maddi nitelikteki fiil ve hareketlerle mağduru hataya düşürmek için kullanılan aldatıcı vasıtalardır. Kullanılan hile ve desiseler ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Somut olayda; beraatine hükmedilen sanıkla birlikte evlerine gitmek üzere taksi tutmak isteyen sanığın, taksicinin gündüz tarifesi açmayı kabul etmemesi üzerine, orada bulunan polis ekibinin yanına giderek polis olduğunu, operasyondan geldiğini, Halkalı'da bulunan evine gitmek istediğini beyan ederek, polis memurlarından yardım istediği, polis
memurlarının da sanıkları Halkalı'ya götürmek üzere polis aracına bindirdikleri sırada kimlik sormaları üzerine sanığın kimlik ibraz edemediği ve polis memuru olmadığının anlaşılması karşısında sanığın, muhatap polis memurunun denetleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte hileli bir davranışının bulunduğuna ilişkin her hangi bir iddia ve tespitin de bulunmaması nedeniyle dolandırıcılık suçunun yasal unsuru olan aldatma öğesinin gerçekleşmediği, meslektaşını evine götürmek gibi bir görevi bulunmayan kamu görevlilerinin inisiyatif kullanarak hareket etmiş olmasının, sanığın hileli hareketleri sonucu olmaması nedeniyle yasal unsurları oluşmayan atılı suçtan beraat kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyete hükmolunması,
Kabule göre de;
Sanık hakkında dolandırıcılık suçundan TCK’nun 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde, ayrıca gerekçe gösterilmeden, 157/1. madde ile tayin olunan hürriyeti bağlayıcı ceza yanındaki gün adli para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak ve tam gün başka bir ifadeyle birim gün yerine iki ay on beş gün şeklinde tayin edilmesi suretiyle TCK’nun 34/1, 52/1 ile 61/10 maddelerine aykırı davranılması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321 nci maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 06.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy