MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik, iftira
HÜKÜM : a- 5237 sayılı TCK'nun 204/1, 62, 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ve hakkında hak yoksunlukları uygulanmasına,
b- 5237 sayılı TCK'nun 204/1, 62, 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ve hakkında hak yoksunlukları uygulanmasına,
c- 5237 sayılı TCK'nun 268. maddesi yollaması ile aynı Kanunun 267/1, 62, 53/1. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ve hakkında hak yoksunlukları uygulanmasına,
Sanık müdafiinin yasal şartları oluşmayan duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 318. maddesi uyarınca reddine karar verilip incelenerek gereği görüşüldü;
1- Sanık müdafiinin "iftira" suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın 5237 sayılı TCK'nun 179/3. maddesindeki trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu oluşturacak şekilde 1.65 promil alkollü olarak araç kullanırken yakalandığında, mağdur ... adına düzenlenmiş sürücü belgesini görevlilere ibraz etmesi üzerine mağdur adına 30.07.2008 tarihinde suç ve sürücü belgesi geri alma tutanağı düzenlenmesine sebebiyet vermek eyleminde 5237 sayılı TCK'nun 212. maddesi de gözetildiğinde "resmi belgede sahtecilik" suçunun yanında "iftira" suçunun da oluştuğu cihetle, tebliğnamedeki bu hususlara ilişen bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır.
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, yüklenen suçun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı azaltıcı sebebin nitelik ve derecesi takdir kılınmış ve incelenen dosya içeriğine göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık müdafiinin; iftira suçunun oluşmadığına, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmadığına, hukuka aykırı olarak lehe hükümlerin tatbik edilmediğine ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2- Sanık müdafiinin "resmi belgede sahtecilik" suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelen temyiz itirazlarına gelince;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak;
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.02.2012 gün, 2012/1445-2013/54 ve 24.09.2013 gün, 2012/1506-2013/391 sayılı ve benzer kararlarında açıklandığı üzere;
Resmi belgede sahtecilik suçunun temel şekli TCK'nun 204/1. maddesinde; "Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiştir.
Suçun konusu resmi belgedir. Suçla korunan hukuki yarar ise kamu güveni olup, suçun mağduru da toplumu oluşturan tüm bireylerdir. Bununla birlikte suçun işlenmesiyle haksızlığa uğrayan gerçek ve tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün olduğundan, gerçek ve tüzel kişiler de yargılamaya katılabileceklerdir.
Resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır. Birinci seçimlik hareket, resmi belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Bu seçimlik hareketle, resmi belge esasında mevcut olmadığı halde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir, ikinci seçimlik hareket, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmektir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan resmi belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır. Birinci ve ikinci seçimlik hareketle bağlantılı olarak belirtilmek gerekir ki; sahteciliğin, belge üzerindeki bilgilerin bir kısmına veya tamamına ilişkin olmasının, suçun oluşması açısından bir önemi bulunmamaktadır. Üçüncü seçimlik hareket ise, sahte resmi belgeyi kullanmaktır. Kullanılan sahte belgenin kişinin kendisi veya başkası tarafından düzenlenmiş olmasının bir önemi yoktur. Kullanma mütemadi suç şeklinde de gerçekleşebilir.
Suçun oluşabilmesi için düzenlenen veya değiştirilen ya da kullanılan belgenin, gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği bu suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte (nesnel) olup olmadığı ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığı, şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir.
5237 sayılı TCK’na hakim olan ilke gerçek içtimadır. Bunun sonucu olarak, “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza” söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimai bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nun “suçların içtimaı” bölümünde, 42. (bileşik suç), 43. (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
Zincirleme suç, 765 sayılı TCK'nun 80. maddesinde; “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır” şeklinde düzenlenmişken, 5237 sayılı TCK'nun 43/1. maddesinde; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” biçiminde düzenlenmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a - Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b - İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c - Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
765 sayılı TCK’nda yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer şartların da varlığı halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim, 765 sayılı TCK'nun yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir.
5237 sayılı TCK'nun 43/1. maddesinde bulunan “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu halde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK'nun 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde gözönünde bulundurulacaktır.
Ayrıca, kanunda “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları konusunda bir açıklık olmadığından ve önceden kesin belirlemelerin yapılması da mümkün bulunmadığından, bu husus her somut olayın özelliği gözönüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin “değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği belirlenmelidir.
Zincirleme suçu oluşturan suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi gerekir. Muhtelif suçları birbirine bağlayan, birleştiren ve müteselsil suçu yapısal olarak cezaların içtimaından ayıran da bu şarttır. Bu sübjektif şart, “aynı suç kasdı” olarak anlaşılmamalıdır. Her biri bağımsız olan ve ayrı ayrı kastlarla işlenen bu suçların, aynı kastın ürünü olduklarını söylemek, mümkün değildir. Bir suç işleme kararından kanunun aynı hükmünü birkaç defa ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyet anlaşılmalıdır. Fail, önceden belirlediği böyle bir plan veya niyet kapsamında, bunu bir defada gerçekleştirmek yerine, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plana göre hareket etmiş olduğundan, birden fazla olan kısımlar, yani ayrı suçlar, tek bir müteselsil suç meydana getirirler.
Seçimlik hareketli suçlar, suçun kanuni tanımında gösterilen alternatifli hareketlerden herhangi birisinin işlenmesi ile tamamlanabilen suçlardır. ... hareketlerin hepsinin işlenmesi şart olmayıp, sadece bir tanesinin yapılması dahi suçun oluşması için yeterlidir. .. hareketlerden bir kaçı ya da hepsi birlikte gerçekleştirilmiş olsa dahi ortada tek suç vardır. Bu nedenle seçimlik hareketli suçlarda hareketlerden birkaçının veya tümünün yapılması, birden çok suça, dolayısıyla zincirleme suça, vücut vermez. Dikkat etmek gerekir ki, seçimlik hareketli suçlarda suçun konusu değişmemektedir. Bu seçimlik hareketlerden her biri aynı konu üzerinde, aynı konu ile ilgili olarak gerçekleşebilmektedir. Bu itibarla seçimlik hareketli suçtan söz edebilmek için seçimlik hareketlerin aynı konuya ilişkin olması gerekir. Bu suçlarda, suç tarihi en son seçimlik hareketin yapıldığı tarih olup dava zamanaşımı da bu tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu sonucu somut olaya gelince;
Sanığın aksi kanıtlanamayan savunmasına göre; değişik zamanlarda düzenlendiğine ilişkin kanıt bulunmayan ve suçun konusunu oluşturan üzerinde kendi fotoğrafı yapıştırılı ancak ...'ın kimlik bilgilerini içerir sahte nüfus cüzdanı ile sürücü belgesini 2008 yılı Nisan ayı içerisinde açık kimlik bilgilerini bilmediği bir kişiye düzenlettiği
bu tarihten itibaren üzerinde taşıyıp kullandığı, 30.07.2008 tarihinde yapılan kontrollerde alkollü araç kullanmak suçu nedeniyle hakkında işlem yapılıp sahte sürücü belgesine el konulduğu, sanığın, suçun konusunu oluşturan kimlik belgesini ise üzerinde taşımaya devam ettiği, 09.03.2009 tarihinde kolluğu müracaat edip daha önceden el konulan sahte ehliyetini geri alabilmek amacıyla sahte kimlik belgesini ibraz ettiğinde kimlik belgesinin de sahte olduğu anlaşılıp el konulduğu olayda; sanığın başkası tarafından düzenlenen sahte sürücü belgesi ve kimlik belgesini yakalandığı ana kadar kullandığı sabit olup, bu durumda resmi belgede sahtecilik suçu kanunda öngörülen seçimlik hareketlerden sahte belgenin kullanılması suretiyle işlenmiştir. Aynı belgelerin süregelen kullanımı tek bir suçu oluşturmakta olup, yenilenen kasıtla hareket edildiğini kabul etmek mümkün değildir. Ayrıca işlenmiş birden çok sahtecik suçu bulunmadığından somut olayda zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartları olmayıp hakkında tek bir resmi belgede sahtecilik suçundan
cezaya hükmolunması, ancak sanığın suç işleme kastı, suça konu belge sayısı ve çeşitliliği de gözetildiğinde alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayini gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde iki ayrı resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.02.2014 gününde, "iftira" suçundan kurulan hükme ilişkin onama kararı yönünden oybirliği, "resmi belgede sahtecilik" suçlarından kurulan hükümlere ilişkin bozma kararı yönünden ise başkanın karşı oyu ile ve oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 26.03.2009 gün ve 2009/24099 soruşturma, 2009/14593 esas, 2009/7434 sayılı iddianamesiyle; kendisine ait gerçek sürücü belgesi 12.04.2008 tarihinde alkollü araç kullanmak suçundan 6 ay süre ile geri alınan sanığın aynı iş yerinde çalışmaları ve arkadaş olmaları sebebiyle kimlik bilgilerini bildiği mağdura ait kimlik bilgilerine göre B sınıfı sahte bir sürücü belgesi tanzim ettirip kullanmaya başladığı, 30.07.2008 tarihinde tekrar alkollü araç kullanırken yakalanan sanığın bu kez görevli polis memurlarına mağdur adına düzenlenmiş sahte sürücü belgesini ibraz ettiği, durumu fark etmeyen polis memurlarının 30.07.2008 tarihli sürücü belgesi geri alma tutanağı ile sahte sürücü belgesini geçici olarak muhafaza altına alıp, ayrıca mağdurun sürücü belgesine 15 ceza puanını işledikleri, sürücü belgesinin 6 ay süre ile geri alınması kararının yerine getirilmesinden sonra 09.03.2009 tarihinde mağdurun kimlik bilgilerine göre düzenlenmiş nüfus cüzdanı ile emniyete müracaat edip, sahte sürücü belgesini teslim almak istediği sırada görevli polislerin bu kez mağdur tarafından kendilerine verilen gerçek belgelerdeki fotoğraflar ile sanık tarafından ibraz edilen belgelerdeki fotoğraflar arasında fark olduğunu tespit edip sanığı yakaladıkları, her ne kadar sürücü belgesi ve nüfus cüzdanı aynı mağdur adına tanzim edilmiş ise de, bu iki belgenin aradan 6 ay geçtikten sonra tanzim edilip kullanılmış olması karşısında sanığın sahte resmi evrak tanzim edip kullanma suçunu yenilenen kast ile iki kez işlediğinin kabülü gerektiği, sanığın alkollü araç kullanırken yakalandığında mağdura ait kimlik bilgilerini kullanmak suretiyle ayrıca iftira suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında; sanık savunmasında suçunu ikrar ederek, alkollü araç kullanmaktan dolayı 12.04.2008 tarihinde ehliyetnamesine el konulması ve eşinin hamilelik ile ilgili sıkıntıları nedeniyle sık sık hastaneye gidip gelmesi sebebiyle sürücü belgesine ihtiyaç duyduğunu, bu amaçla aynı işyerinde şoför olarak çalışan mağdurun kimlik bilgilerini ondan habersiz olarak elde ederek, iki fotoğrafla birlikte ismen tanımadığı bir şahsa verdiğini, bu kişinin de mağdur adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ve sürücü belgesini ertesi gün kendisine teslim ettiğini, 30.07.2008 tarihinde tekrar alkollü araç kullanırken yapılan trafik konrolünde yakalandığı sırada üzerinde mağdura ait bilgiler bulunan ancak kendisinin fotoğrafı yapıştırılmış olan sahte sürücü belgesini ibraz etmesi nedeniyle görevli polislerce mağdur adına ceza tutanağı düzenlendiğini, bu idari para cezasını peşin ödemesine karşın, sürücü belgesine de altı ay süreyle el konulduğunu, süre bitiminde mağdura ait ehliyetnameyi geri almak için trafik şube müdürlüğüne gittiğinde görevlilerin ehliyet dosyasındaki fotoğraf ile ehliyetteki fotoğrafın benzeşmediğini söylediklerini, bunun üzerine kendisinin olaydan dolayı çok pişman olup, gerçeği anlatarak üzerinde mağdura ait nüfus cüzdanı da olduğunu belirterek trafik görevlilerine ibraz ettiğini, nüfus cüzdanını daha önce hiç kullanmadığını savunmuştur.
Yargılamayı yürüten İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesi 16.07.2009 gün ve 2009/364 esas, 2009/638 sayılı kararında; 09.03.2009 tarihli yakalama tutanağında alkollü araç kullandığından dolayı sürücü belgesi geri alınan mağdurun kimlik bilgilerine göre sürücü belgesi kontrol edildiğinde ikisinin de sahte olduğu tespit edilip sürücü belgesi dosyasındaki müracaat formu üzerindeki fotoğraf ile sürücü belgesi ve nüfus cüzdanı üzerindeki fotoğrafın farklı olduğunun tespit edildiği belirtilip, bir şahsın ehliyetnamesini geri almak için emniyet görevlilerine müracaat ettiğinde şahsa ehliyetnamesinin iade edilmesi için ilgili şahsın ehliyetnamesine el konulan şahsın kendisi olduğunu ispatlaması gerekmesi, bunu ispatlayamadığında ilgili belgenin belge isteyen şahsa verilemeyeceği, sanığın da daha önceden sahte olarak hazırlattığı mağdura ait sürücü belgesini geri alabilmek için kendisinin mağdur olduğunu ispatlaması gerekip bu amaçla suça konu nüfus cüzdanını ibraz ettiği, yoksa Emniyet Müdürlüğüne daha önceden düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ile gitmesi için herhangi bir sebebin bulunmadığı, bu yönüyle sanığın nüfus cüzdanını hiç kullanmadığı yönündeki savunmalarının yerinde olmadığı, sürücü belgesini teslim alabilmek için sahte olan nüfus cüzdanını da kullandığı, sanığın sürücü belgesini aynı anda düzenletmiş olsa bile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/04/1995 gün ve 1997/122, 17/10/1988 gün ve 303-367 sayılı kararlarında belirtildiği gibi 6 aylık bir zaman dilimi gibi uzun bir zaman aralığı içerisinde suç işleme kararında birlik bulunamayacağı sanığın sahte ehliyetnameyi almak için kendisinin ... olduğunu ispatlaması gerektiği, bu amaçla ehliyetnameyi yanında götürüp görevli polis memurlarına sunduğu, sanığın bu eyleminin ayrıca müstakil bir suç oluşturduğundan bu nedenle sanık hakkında TCK'nın 204. maddesinin ayrı ayrı iki kez uygulanması gerektiği şeklindeki gerekçeyle sanığın iki ayrı resmi belgede sahtecilik ve iftira suçlarından mahkumiyetine karar vermiştir.
İddia, savunma ve dosyadaki deliller karşısında oluş ve sübutta ihtilaf olmayıp, sayın Daire çoğunluğu ile aramızdaki uyuşmazlık sanığın eylemleriyle tek bir resmi
belgede sahtecilik suçunu mu yoksa iki ayrı resmi belgede sahtecilik suçunu mu işlediği noktasındadır.
Sayın Daire çoğunluğunun resmi belgede sahtecilik ve zincirleme suç hükümleri ile ilgili genel açıklamalarına katılıyorum. Ancak iddianamedeki anlatıma ve sanığın savunmasına göre 12.04.2008 tarihinde alkollü araç kullanmaktan dolayı gerçek sürücü belgesine el konulan sanığın, üzerinde mağdura ait kimlik bilgileri yazılı olan ancak kendi fotoğrafını taşıyan sürücü belgesi ve nüfus cüzdanını sahte olarak tanzim ettirdiğinde kuşku yoktur. 30.07.2008 tarihinde tekrar alkollü araç kullanırken yakalanması nedeniyle bu kez görevli polis memurlarına mağdur adına düzenlenmiş olan ve hayatın her alanında kullandığına dair delil bulunmayan sahte sürücü belgesini ibraz etmek suretiyle kullandığı da sabittir. Sanığın ibraz ettiği sahte sürücü belgesindeki bilgilere göre “sürücü belgesi geri alma tutanağı” da düzenlenmiş olup, iddianamede anlatılan bu eylem nedeniyle de resmi belgede sahtecilik suçu gerçekleşmiştir.
Somut olayda fonksiyonları farklı iki ayrı resmi belge söz konusudur. Sanık kendisine ait sürücü belgesi kolluk güçlerince geri alındıktan sonra, araç kullanmak zorunda olduğu için düzenlettiği sahte sürücü belgesini kullanırken 30.07.2008 tarihinde alkollü araç kullanmaktan yakalanıp, ibraz ettiği sürücü belgesine trafik ekiplerince 6 ay süre ile el konulmuştur. Böylece sahte sürücü belgesini kullanmak suçu tamamlanmıştır. Bir başka ifade ile bu belge yönünden sahte belgeyi kullanma eylemi fiilen kesintiye uğramıştır. Sanık bundan 7 ay 9 gün sonra bu kez el konulan sürücü belegesini geri almak için Emniyet Müdürlüğüne gittiğinde, teslim almak istediği sürücü belgesindeki kişi olduğunu kanıtlamak üzere diğer sahte belgeyi (nüfus cüzdanı) kullanmıştır. Bu durumda sürücü belgesini farklı nüfus cüzdanını farklı amaçlarla kullanan sanığın eylemleri arasındaki 7 ay 9 günlük zaman aralığını da gözeterek yenilenen kasıtla işlenen iki ayrı resmi belgede sahtecilik suçunun oluştuğunu kabul eden mahkemenin uygulaması yerinde olup, incelenen mahkumiyet hükümlerinin onanması görüşünde olduğumdan, sayın Daire çoğunluğunun sanığın eyleminin bütün halinde tek bir resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı, ancak belge sayısı ve çeşitliliği de gözetilerek temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi gerektiği yolundaki bozma kararına katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy