MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
I - Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30.03.1992 gün ve 80/98 sayılı kararında ve 25/05/2004 tarih, 2004/6-93 E., 2004/126 K.nolu içtihadında da belirtildiği üzere; gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda, belgelerde sahtecilik suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmelidir. Mağdurun önceden verdiği rıza üzerine onun imzasını taklit ederek kullanan veya onun yerine imza atan failde mağdura zarar vermek bilinci bulunmayacağından kastın varlığı ileri sürülemez. Ancak doğal olarak, rıza üzerine başkasının imzasını taklit eden failin, mağdura herhangi bir zarar vermeyeceği kanısı ile hareket ettiği sabit olmalıdır. Mağdurun rızasının kastı ortadan kaldırabilmesi için fiilin işlenmesinden önce açıklanması zorunludur. Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zımni de olabilir. Özellikle iki kişi arasındaki ilişkiler, böyle bir rızanın varlığını ciddi olarak kabule elverişli olduğu takdirde, bu rızaya dayanarak başkasının imzasını atan kimsede suç kastının varlığı kabul olunamaz.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın suç tarihi itibari ile evli olduğu eşinin rızasıyla suça konu senetlere imza atıp atmadığının tespiti açısından; sanığın savunmaları ve 09.10.2009 tarihli haciz tutanağının düzenlenmesi sırasında söz konusu işyerinde sanığın bulunduğu dikkate alınarak; suça konu senetlerin verildiği firma çalışanları dinlenerek, senet karşılığı olan malları sanığın boşandığı eşi Neslihan Şaşmaz Sevim(Andırın)'a ait işyerine teslim edip etmedikleri, daha önce de sanığın imzasını taşıyan ancak eşinin adına gözüken senetlerin kendilerine verilip verilmediği, bu şekilde daha önceden verilen senetlerin ödenip ödenmediği tespit edilerek sonucuna göre sanığın resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından hukuki durumunun tayini gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi,
Kabule göre;
II Sahtecilik suçu bakımından; 5237 sayılı TCK'nun 43. maddesine göre "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi ya da aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi" durumunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkün olup; aynı anda işlenen eylemlerde zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanma olanağı bulunmadığı cihetle, suça konu senetlerin aynı anda verilmiş olması karşısında; belge sayısının temel cezanın belirlenmesi sırasında nazara alınabileceği gözetilmeden, yazılı şekilde, sahtecilik suçunun zincirleme şekilde işlendiğinin kabulü ile temel cezanın TCK'nun 43. maddesi uyarınca artırılması suretiyle fazla ceza tayini, yasaya aykırı,
III – Dolandırıcılık suçu bakımından; sanığın senet bedellerinin 4000 TL'lik kısmını ödediğini savunması ve ödemeye ilişkin makbuzları savunma dilekçesine eklemesi karşısında; kısmi ödemeye muvafakati bulunup bulunmadığı katılandan sorularak sanık hakkında TCK'nun 168/4. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılması gerektiği gözetilmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
IV - Adli emanete kayıtlı olan suça konu belgelerin akıbeti hakkında bir karar verilmemesi,
V- Sanığın, yalnızca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar hak yoksunluğuna hükmedilebileceği gözetilmeden uygulanan TCK'nun 53. maddesinin, Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı ilamı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.02.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy