MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ: Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM: Mahkumiyet
5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan haklardan yoksunluğunun sanığın sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinin Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte infaz aşamasında yeniden değerlendirilmesi mümkün görülmüştür.
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin olunmuş, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş ve incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 28.04.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dairemizin 28.04.2016 tarih, 2014/21139 Es, 2016/8330 Karar sayılı çoğunluk görüşüne aşağıdaki iki sebepten muhalifim.
Sanığın TCK'nun 204/1, 62/1 ve 53. maddeleriyli 1 Yıl 8 Ay Hapis Cezası ile Cezalandırılmasına dair ... Asliye Ceza Mahkemesinin 14.03.2013 tarih 2012/722 Es, 2013/130 Karar sayılı kararın usul ve yasaya aykırıdır.
Anılan sanık hakkında aynı mahkemece 19.09.2008 tarih 2007/243 Esas, 2008/466 Karar sayı ile verilen hükmün CMK'nun 231/6 ve devamı maddelerince açıklanmasının geri bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Deneme devresi içinde yeniden suç işleyen sanık hakkında ... Sulh Ceza Mahkemesinin 12.12.2012 tarih 2011/86 Esas, 2012/540 Karar sayılı kararı ile kasten yaralama şeklindeki eylemi ile TCK'nun 86/2, 29/1 62/1, 52/2. maddeleriyle 2000 TL doğrudan adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar verilmiş buna rağmen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu kararla ilgili olarak ilgili mahkemesine ihbarda bulunulduğu görülmüştür.
Kesin olarak verilen kararların olağan yargı yolu içinde temyiz incelenmesine konu edilmesi mümkün değildir. Ancak şartların varlığı halinde kanun yararına bozma suretiyle hukuka aykırılığın giderilmesi mümkündür. Dolayısıyla etkin bir yargısal denetime tabi olmayan kesin hükümlerin hükmün açıklanmasına dayanak alınması mümkün değildir. Bu durum iç hukukumuzun bir parçası olan İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesinin 6/2. maddesine güvence altına alınan Masumiyet Karinesinin ihlali niteliğindedir.
Bu sebeblerle anılan mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim. 28.04.2016
Full & Egal Universal Law Academy