Memurun resmi belgede sahteciliği suçundan sanıklar ... ve ... hakkında yapılan yargılama sonunda; atılı suçtan 72 ve 30 kez ayrı ayrı mahkumiyetlerine ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.07.2010 tarih, 2009/260 esas, 2010/238 karar sayılı hüküm ile 29.12.2011 tarih, 2011/311-363 esas-karar sayılı hükümlerin sanıklar müdafileri ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 21.09.2011 tarihli 2011/3420-20143 esas-karar sayılı ve 27.03.2013 tarih, 2012/25093 esas, 2013/5022 karar sayılı onama kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.04.2016 gün ve 2016/58222 sayılı itiraznamesi ile sanıkların gerçekleştirdikleri tüm sahtecilik fiillerinin kül halinde zincirleme biçimde işlenmiş bir sahtecilik suçunu oluşturacağı gerekçesiyle sanıklar lehine itiraz yasa yoluna başvurulmakla, dosya yeniden incelenip gereği görüşüldü:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü ile Dairemizin 21.09.2011 tarihli 2011/3420-20143 esas-karar sayılı ve 27.03.2013 tarih, 2012/25093 esas, 2013/5022 sayılı onama kararlarının kaldırılmasına karar verilerek yapılan incelemede;
... Sendikası ... no'lu şube sekreteri olan sanık ... ile... Noterliği yeminli katibi olan diğer sanık ...'in, .... Sendikası üyesi olan işçiler adına "Ek-6 İşçinin Üyelikten Çekilme Bildirimi" başlıklı belge ile "Ek-3 İşçi Sendikası Üye Kayıt Fişi" başlıklı belgeleri sahte olarak düzenleyip onaylamak suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işledikleri iddiasından ibaret olayda; sanıklara yüklenen sahtecilik eylemlerinin, adına belge düzenlenen kişi sayısınca oluşacağına ilişkin Yüksek 6. Ceza Dairesi'nin 21.06.2004 gün, 2003/757 esas, 2004/8911 karar sayılı bozma ilamı üzerine mahkemenin bozmaya uyarak sanıklar hakkında her bir eylemlerinden dolayı ayrı ayrı sahtecilik suçundan kurduğu hükümlerin onanmasına ilişkin Dairemizden verilen 21.09.2011 gün, 2011/3420 esas, 2011/20143 karar ve 27.03.2013 gün, 2012/25093 esas, 2013/5022 sayılı kararların; belgede sahtecilik suçlarında, suçun birden fazla kişiye karşı ayrı ayrı işlenmesi halinde kişi sayısınca oluşacağına ilişkin Yargıtayın süreklilik kazanan içtihatlarına uygun olduğu, ancak içtihadi süreçte Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun zincirleme suç kavramını açıklayan birçok kararında "aynı suç işleme kararından" yasanın aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, bu plan çerçevesinde hareket etmesinin, hareketinin önceki hareketinin devamı olmasının ve tüm bu hareketleri arasında subjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması, aynı suç işleme kararının varlığının, olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özelliklerinin değerlendirilerek belirlenmesi gerektiği, suçların işlenme tarihleri arasında az veya çok bir zaman aralığı bulunması, suç mağdurlarının birden fazla olması halinde teselsülü reddetmenin adalet ve hakkaniyete uygun bulunmayacağının belirtildiği; 27.03.2013 gün, 2012/25093 esas, 2013/5022 karar sayılı dairemiz kararından sonra resmi belgede sahtecilik suçlarında mağdur-suçtan zarar gören ile zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına ilişkin verilen ve dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.04.2014 gün, 2013/11-397 esas, 2014/202 sayılı kararında ise; gerek 765 sayılı TCK'nun, gerekse de 5237 sayılı TCK'nun belgede sahtecilik suçlarının düzenlendiği madde metinlerinde suçun mağdurunun kim olduğuna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemesi, belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusunun kamunun güveni olması ve bu suçların kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, bu suçların mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğunun, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulünün gerektiği, aksinin kabulü halinde, somut olayda olduğu gibi birden fazla kişiye karşı işlenmiş olan sahtecilik suçlarında hükmolunacak sonuç ceza miktarları gözönünde bulundurulduğunda, 5237 sayılı TCK'nun 'Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin gerekçesinde, "Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir' şeklinde açıklanmış olan ölçülülük ilkesine aykırı davranılmış olunacağı ve sahtecilik suçlarında suçun mağdurunun genel anlamda kamu güveni olup suçun işlenmesiyle suçtan zarar gören gerçek kişilerin sayısının fazla olmasının zincirleme suç hükümlerinin uygulanması koşullarını etkilemeyeceği cihetle, sanıkların sübutu kabul edilen eylemlerinin bir suç işleme kararının icrası kapsamında zincirleme biçimde işlenmiş tek bir kamu görevlisinin kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgede sahteciliği suçunu oluşturduğu ve belge sayısının TCK'nun 61. maddesi uyarınca temel cezanın tayininde nazara alınması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı olup, sanıklar müdafileri ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, bozma nedenine göre sanıklar hakkındaki infazın durdurulmasına, bu suçtan tahliyeleri için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı'na müzekkere yazılmasına, 15.06.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.