MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ: Vergi Usul Kanununa Muhalefet
HÜKÜM: Sanık ... hakkında beraat
Sanık ... hakkında karar verilmesine yer olmadığına
A) Sanık ... hakkında 2006 takvim yılında sahte fatura kullanma suçundan "karar verilmesine yer olmadığına" dair karara yönelik katılan vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi:
Sanık hakkında 2006 takvim yılında “sahte fatura kullanmak” suçundan açılmış bir dava bulunmadığı gerekçesiyle mahkemece "karar verilmesine yer olmadığına" şeklinde verilen karar 5271 sayılı CMK'nin 223. maddesi anlamında temyize konu olabilecek hüküm niteliğinde bulunmadığı ve temyizi kabil olmadığı cihetle, katılan vekilinin bu karara yönelik temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 317. maddesi uyarınca REDDİNE, oy çokluğuyla,
B)Sanık ... hakkında verilen 2005 takvim yılında sahte fatura kullanma suçundan verilen beraat hükmüne yönelik katılan vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi:
Bozma kararına uyularak yapılan yargılamada, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7 ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9. maddeleri hükmü karşısında; sanığa yüklenen ''2005 takvim yılında sahte fatura kullanmak'' suçunun yasada gerektirdiği cezasının üst sınırına göre, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK’nin 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının, en aleyhe kabul ile 16.04.2006 olan suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun'un 322. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkında açılan kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5237 sayılı TCK’nin 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK’nin 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE, oy birliğiyle 31.10.2018 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
(sanık ... hakkında verilen kararla ilgili)
A) Tartışmanın Konusu:
Tartışmanın konusunu; açılan bir dava nedeniyle yapılan yargılama sonunda “karar verilmesine yer olmadığına” ilişkin kararın temyiz edilip edilemeyeceği oluşturmaktadır.
B) İddia ve Yargılama Süreci:
Sanık hakkında, 12.01.2009 havale tarihli ve 2009/91 numaralı iddianame ile “Konya Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen 17.03.2006 tarih ve VDENR 2006/924/74 sayılı vergi suçu raporunda 10.02.2006 tarih ve VDENR 2006-924/1 sayılı rapora atıfla şirketin 2001-2005 yıllarında gerçek bir faaliyetinin bulunmadığı, şirketin 2001-2002-2003-2004-2005 yıllarında düzenlediği tüm faturalar ile bundan sonra herhangi bir mükellefte rastlanılacak tüm faturalarının da sahte belge olarak dikkate alınması gerektiğinin bildirildiği anlaşılmıştır” dendikten sonra, suç tarihi 2005 yılı olarak gösterilip, sanığın “sahte fatura kullanmak” suçundan 231 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/b-1 maddesi gereğince cezalandırılması isteğiyle kamu davası açıldığı; yapılan yargılama sonucu sanığın 2005 ve 2006 yıllarında sahte fatura kullanma suçlarından iki ayrı mahkûmiyet hükmü kurulduğu; sanık müdafiinin temyizi üzerine Dairemizce 18.06.2014 tarih ve 2012/27745- 2014/11973 sayı ile, 2005 yılında sahte fatura kullanma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün onandığı, 2006 yılında sahte fatura kullanma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün ise, 2006 yılında sahte fatura kullanmak suçundan açılmış bir dava bulunmadığı halde bu suçtan da hüküm kurulması yasaya aykırı görülerek bozulduğu; bozmaya uyularak 13.02.2015 tarihinde 2014/401- 2015/109 sayı ile “2006 yılında sahte fatira kullanmak suçundan açılmış bir dava olmadığından, karar verilmesine yer olmadığına” karar verildiği; bu kararın katılan vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.
Dairemiz çoğunluğunca, “karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde verilen kararın, “hüküm niteliğinde bulunmadığı ve temyizinin kabil olmadığı” gerekçesiyle, katılan vekilin “temyiz isteminin reddine” karar verilmiştir.
C) Konunun Değerlendirilmesi:
1- 5271 sayılı CMK'nin 260. maddesinde, mahkeme kararlarına karşı kanun yollarının açık olduğu; 267. maddesinde, mahkeme kararlarına karşı ancak kanunun gösterdiği hallerde itiraz yoluna gidilebilceği; 223. maddesinin birinci fıkrasında, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararlarının hüküm olduğu; 272. maddesinin birinci fıkrasında, ilk derece mahkemelerinden verilen ve istisna tutulanlar dışındaki hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabileceği; 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasında, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nin 305-326. maddelerinin uygulanacağı (temyiz yoluna gidilebileceği) belirtilmiştir.
Tartışmaya konu olan ve ilk derece mahkemesi tarafından verilen karar, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlamasından önce verildiği için, kanun yolu bakımından 1412 sayılı CMUK hükümlerine tabidir.
2- Bu düzenlemelere göre;
a) Mahkeme kararlarına karşı kural olarak temyiz kanun yoluna başvurulubilir. Ancak kanun, mahkeme kararının kesin olduğunu belirtmiş ise olağan kanun yoluna başvurulamaz; itiraz yolunu öngörmüş ise itiraz kanun yoluna başvurulabilir.
b) CMK'nin 223. maddesinin birinci fıkrasında hüküm olduğu belirtilen kararlar, bu fıkrada sayılanlardan ibaret değildir.
c) Muhakeme hukukunda kural olarak kıyas mümkündür. CMK'ni n 260. maddesi ile 223. maddesinin 1. fıkrası birlikte değerlendirildiğinde; açılan bir dava üzerine, mahkemenin davayı sonuçlandıran tüm kararlarının hüküm niteliğinde olduğunun ve kanunda aksi öngörülmemiş ise bu kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulabileceğinin kabul edilmesi gerekir.
d) Yargıtay ilgili dairesinin hükmü bozması üzerine, bozmaya direnilmesine karar veren yerel mahkemenin hüküm kurmadığı durumlarda,
ortada bir hüküm bulunmadığı halde, Ceza Genel Kurulu tarafından istikrarlı olarak direnme kararları bozulmaktadır. Böylece direnme kararlarının da davayı sonuçlandırdığı için hüküm niteliğinde olduğu ve temyiz edilebileceği kabul edilmektedir.
e) Duruşmaya katılan Cumhuriyet savcısının, sanık hakkında iki ayrı suçtan dava açıldığını belirterek, her iki suçtan cezalandırılmasını istemesi; Mahkemenin bir suçtan mahkûmiyet hükmü kurması ve açılmış bir dava bulunmadığı gerekçesiyle diğer suç nedeniyle “karar verilmesine yer olmadığına” karar vermesi durumunda; Cumhuriyet savcısının, ikinci suçtan da dava açıldığını ve hüküm kurulması gerektiğini belirterek “karar verilmesine yer olmadığına” ilişkin kararı temyiz edemeyeceği kabul edildiğinde, sorun çözümsüz kalacaktır.
3- Davayı sonuçlandıran, gerek “karar verilmesine yer olmadığına” gerekse “hüküm kurulmasına yer olmadığına” ilişkin kararlar “hüküm niteliğinde” olup TEMYİZ KANUN YOLUNA tabidir.
C) Sonuç:
Katılan vekilinin temyizi nedeniyle, hükmün esasının incelenmesi gerekirken, “karar verilmesine yer olmadığına dair kararın hüküm niteliğinde bulunmadığı ve temyizinin kabil olmadığı” gerekçesiyle, “katılan vekilinin temyiz talebinin reddine” ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.31.10.2018
Full & Egal Universal Law Academy