MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ: Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM: Düşme
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Bozma
Konya 16. Asliye Ceza Mahkemesinin, 19.09.2024 tarihli ve 2024/607 Esas, 2024/882 Karar sayılı kararının sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü:
Sanık hakkında esas dosya üzerinden 24.04.2013 tarihli eylemi için kamu davası açıldığı, birleşen dosyada suç tarihinin 13.03.2015 olduğu, temyize konu gerekçeli karar başlığına göre bozma üzerine verilen kararın, 24.04.2013 tarihli eyleme ilişkin olduğu anlaşılmakla, birleşen dosyaya konu 13.03.2015 tarihli eylem yönünden de Mahkemece bir karar verilmesi mümkün görüldüğünden, Tebliğname görüşüne iştirak olunmamıştır.
Sanık müdafiinin, sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşme kararını temyizde hukuki menfaatinin bulunmadığı, hükmün, 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 305/1 maddesi gereği re’sen temyize de tabi olmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz isteğinin,1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak, Üye ... ile Üye ...'ın karşı oyuyla oy çokluğuyla REDDİNE,
Esası incelenmeyen dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.04.2025 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Sanık hakkında Konya 16. Asliye Ceza Mahkemesince resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyetine dair verilen kararın Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Dairemiz 05.02.2024 tarihli ve 2021/2941 Esas, 2024/916 Karar sayılı kararıyla hükmün bozulmasına karar verilmesi üzerine Mahkemece dava zamanaşımının gerçekleştiği anlaşıldığından zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verilmiştir.
Bu kez hükmün, sanık müdafii tarafından sanık hhakında beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle temyiz edildiği belirlenmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen Tebliğname'de; "Sanık hakkında ayrıca birleşen dava dosyasında Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 27/05/2015 tarih 2015/8468 esas sayılı iddianamesi ile mağdur ...'ı gerçekte ...'den dünyaya geldiği halde, suç tarihinde resmi nikahlı eşi olan katılan ... adına nüfusa yazdırdığı iddiası ile kamu davası açılmıştır. Sanık hakkında bozma öncesi 16/02/2016 tarihinde her iki suçtan mahkumiyet hükümleri kurulmuştur. Bozma sonrası yapılan yargılama sonucu sanık hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiği görülmüş ise de, sanık hakkında farklı mağdurlara karşı iki farklı tarihte suçlar işlediğinden bahisle ayrı ayrı kamu davaları açıldığı fakat mahkemece tek bir düşme kararı verildiği verilen bu kararın da hangi dava ile ilgili olarak verildiğinin belirtilmediği görülmekle; Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın 141/3, 5271 sayılı CMK'nın 34/1, 230, 289/1-g ve 1412 sayılı CMUK'nın 308/7. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde açık ve gerekçeli olması ve Yargıtay’ın bu işlevini yerine getirmesi için gerekçe bölümünde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi ve ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu iddia edilen fiilleri ve bunun nitelendirilmesinin, hangi dava ile ilgili ne karar verildiğinin açık ve anlaşılır şekilde belirtilmesi gerektiği gözetilmeden yetersiz gerekçeyle eksik hüküm kurulması," gerekçesiyle hükmün bozulması talep edilmiştir.
Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucunda; sanık müdafiinin, sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşme kararını temyizde hukuki menfaatinin bulunmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 1412 sayılı CMUK'unn 317/1 maddesi gereği Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla reddine, karar verilmiştir.
Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık sanık müdafiinin Mahkemece verilen zamanaşımından düşme kararını temyizde hukuki yararının olduğu, bu itibarla işin esasının incelenmesi gerektiğine yöneliktir.
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 24.12.2013 tarihli ve 2013/8-333 Esas, 2013/624 Karar sayılı ilâmında belirtildiği üzere 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesinde düzenlenen davanın düşmesi kararı mahkûmiyeti önleyici sonuç doğurduğundan mahkûmiyet ve ceza verilmesine yer olmadığına gibi hükümlere göre sanık lehine olan bir hüküm türüdür. Ancak Kanun'un 223. maddesinin birinci fırkasında sayılan hükümlerden sanık açısından en lehe olan hüküm ise hiç şüphesiz beraat kararıdır. Dolayısıyla hakkında davanın düşmesi kararı verilen sanık veya müdafiinin bu kararı, beraat kararı verilmesi gerektiği talebi ile temyiz etmelerinde hukuki yarar bulunmakta olup bunun dışında davanın düşmesi kararını temyizde hukuki yarar bulunmamaktadır. Denilmek suretiyle sanık veya müdafiinin davanın düşmesi kararını beraat kararı verilmesi gerektiği talebi ile temyiz etmelerinde hukuki yararın olduğu kabul edilmiştir.
Nitekim emsal olaya ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 27.09 2023 tarihli ve 2023-6-7 Esas, 2023-481 Karar sayılı ilâmında; dava zamanaşımının, önemli ölçüde, çeşitli sebeplerle muhakemenin yavaş işlemesi ve yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamaması sonucunda gündeme geldiği düşünülecek olursa, bu durumda beraat yerine düşme kararı verilmesi, devletin üzerine düşeni yapmamasının sonuçlarının sanığa çektirilmesi anlamına gelecektir. Zira muhakeme, dava zamanaşımı süresi içerisinde sonuçlandırılabilseydi beraat edecek olan sanık, kendi dışında sebeplerle muhakeme uzadığı için beraat imkânından yoksun bırakılmaktadır. Böyle bir durumda beraat yerine düşme kararı verilmesi hem 5271 sayılı CMK'nın 223/9. maddesi hem de sanık haklarından birçoğunun ihlâli anlamına gelmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ikinci fıkrası; "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır." şeklinde düzenlenmiş olup Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası da buna paralel olarak; "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." hükmüne yer vermiştir. Hukuk devletinin bir gereği olan bu ilke nedeniyle, bir kimsenin suçluluğunun kesinleşmiş yargı kararıyla ispat edilmiş olmasına kadar, o kişinin suçsuz olduğu varsayılacaktır. Bu şekilde suç isnadı altındaki kimselerin lekelenmemesi amaçlanmaktadır.
Ceza yargılamalarında amaç, maddî gerçeğin hiçbir kuşkuya yer bırakılmaksızın ortaya çıkarılmasıdır; kuşkunun bulunması hâlinde, mahkûmiyet kararı verilmesi ceza hukukunun genel ilkelerine aykırıdır. Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebi, bir suçlunun cezasız kalmasının bir masumun mahkûm olmasına tercih edilmesidir; başka bir ifade ile masumluk karinesidir.
Suçluluğunun kesin hükümle sabit olmasına kadar sanığın suçsuz sayılması anlamına gelen masumiyet karinesi ve aralarında sıkı bir ilişki olan lekelenmeme hakkı kişinin toplum nezdinde onurunu, şerefini korumaya yönelik ve adil yargılanma hakkı kapsamında da önemli olan iki haktır. Lekelenmeme hakkı adil yargılanma hakkı kapsamındaki masumiyet karinesiyle yakından ilişkilidir. Yargılamanın soruşturma ve kovuşturma evrelerinde adil yargılanma hakkı kapsamındaki ilkelere dikkat edilerek hareket edilmelidir.
Lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin korunması anlamında önemli olan durumlardan birisi de failin hakkındaki suçlamalar ile ilgili beraat kararı almasıdır. Anılan karar ile kişinin atılı suçu işlemediği sabit olup bu şekilde toplum nezdinde zarar görmesinin önüne geçilmektedir. Masumiyet karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise artık hakkında suç isnadı olan kişi statüsünde olmadıkları için masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekir. Yargılamanın geldiği aşama itibarıyla hakkında beraat kararı verilmesi gereken sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda ise sanığın atılı suçu işleyip işlemediği hususu açığa çıkarılamamış olacağından bu durumun lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin yani adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olacağı kabul edilmelidir.
Beraat kararı verilebilecek durumlarda artık zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil sanığın daha lehine olan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmiş, dolayısıyla, sanık yada müdafiinin sanık hakkında verilen kararın beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle hukuki yararının bulunduğu benimsenmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında; sanık müdafiinin, Konya 16. Asliye Ceza Mahkemesinin, 19.09.2014 tarihli ve 2024/607 Esas, 2024/882 Karar sayılı düşme kararını, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle temyiz etmekte hukuki yararının bulunduğu kabul edilerek, temyiz talebinin 1412 sayılı CMUK'un 317/1 maddesi gereğince reddine değil işin esası incelenerek beraat kararı verilmesini gerektirir bir durumun bulunmaması hâlinde hükmün onanmasına, beraat kararı verilmesi gereken bir durumun tespiti hâlinde ise hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünüldüğünden sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyoruz.