MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/474 E., 2024/220 K.
SUÇ: Sahte fatura düzenleme
KARAR: Mahkumiyet
KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN: Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması
İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.03.2024 tarihli ve 2022/474 Esas, 2024/220 Karar sayılı uyarlama kararına yönelik, Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309/1. maddesi uyarınca, 20.01.2025 tarihli ve 2024/23021 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 23.01.2025 tarihli ve KYB-2025/9674 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 23.01.2025 tarihli ve KYB-2025/9674 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
“213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na muhalafet suçundan sanık ...'in, anılan Kanun'un 359/b, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezaları ile cezalandırılmasına dair İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 18/07/2019 tarihli ve 2016/415 esas, 2019/418 sayılı kararının, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin 20/09/2019 tarihli ve 2019/6518 esas, 2019/5884 sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek kesinleşmesini müteakip, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 15/04/2022 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7394 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 4, 5 ve 6. maddeleri ile 213 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik nedeniyle uyarlama yapılması talebini müteakip, duruşma açılarak yapılan uyarlama yargılaması sonunda, İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 18/07/2019 tarihli önceki hükmünün ortadan kaldırılmasına, sanığın 213 sayılı Kanun'un 359/b, 5237 sayılı Kanun’un 43/1 ve 62. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 28/03/2024 tarihli ve 2022/474 esas, 2024/220 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre, sanık hakkında uyarlama talebi üzerine duruşma açılarak yapılan uyarlama yargılaması neticesinde, sanığın 2015 ve 2016 yılı vergi dönemine ilişkin sahte belge düzenlemek suretiyle 213 sayılı Kanun'a muhalefet suçunu işlediğinden bahisle mahkumiyetine karar verilip, atılı suçu bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla kez işlediğinden bahisle cezasının 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesi gereğince artırılmasına karar verildiği anlaşılmış ise de;
15/04/2022 tarihinde yürürlüğe giren 7394 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile 213 sayılı Kanun'un 359. maddesine eklenen fıkrada yer alan, "(Ek fıkra:8/4/2022-7394/4 md.) Bu maddede düzenlenen suçların birden fazla takvim yılı veya vergilendirme dönemi içinde aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi halinde, Türk Ceza Kanununun 43 üncü maddesi uygulanır." şeklindeki düzenlemeye göre birden fazla takvim yıllarına ve yıllar içerisinde işlenen suçlara ilişkin, 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesinde öngörülen tek bir zincirleme suç hükmü uygulanmak suretiyle bir karar verilmesi gerektiği nazara alındığında,
İncelemeye konu dosyada, adı geçen sanık hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 02/08/2016 tarihli ve 2016/88302 soruşturma, 2016/30305 esas, 2016/23906 sayılı iddianamesiyle 2015 yılı hesap dönemi içerisinde gerçek bir mal veya hizmet alımına dayanmayan sahte fatura düzenleme eylemi nedeniyle kamu davası açıldığı ve yapılan yargılama sonunda sadece 2015 yılı vergi dönemine ilişkin eylemi nedeniyle sanığın mahkumiyetine karar verildiğinin anlaşılması karşısında, sanığın 2015 yılı vergi dönemine ilişkin sahte belge düzenlemek eylemi ile uyarlama yargılaması yapılması gerekirken, 2016 yılı vergi döneminin de dahil edilmek suretiyle fazla ceza verildiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
İnceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesinin, 18.07.2019 tarihli ve 2016/415 Esas, 2019/418 Karar sayılı kararı ile sanığın 2015 takvim yılında sahte fatura düzenleme suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin 20.09.2019 tarihli ve 2019/6518 Esas, 2019/5884 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmek suretiyle mahkumiyet hükmünün kesinleştiği, 7394 sayılı Kanun gereği uyarlama talebi üzerine, İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 2022/474 Esas sayılı dosyası kapsamında uyarlama yargılamasına başlandığı, İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesinin, 2017/327 Esas sayılı dosyası kapsamında ise; sanık hakkında 2016 takvim yılında sahte fatura düzenleme suçundan kamu davası açıldığı, genel usullere göre devam eden yargılamada henüz sanık hakkında herhangi bir hüküm kurulmadan, her iki dosyanın birleştirildiği ve İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.03.2024 tarihli ve 2022/474 Esas, 2024/220 Karar sayılı uyarlama kararı ile 2015 ve 2016 takvim yıllarında sahte fatura düzenleme suçlarının zincirleme şekilde işlendiği gerekçesiyle sanığın 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına itirazı kabil olarak karar verildiği anlaşılmış ise de; Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.09.2007 tarihli ve 2007/8-125 Esas, 2007/186 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, "...duruşma açılarak yapılsa da, uyarlama yargılamasının sonraki yasanın lehe hükümlerinin saptanması ve uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile sınırlı ve kendine özgü bir yargılama olduğu, lehe yasanın tespiti amacıyla yapılan yargılamada, önceki kararın dışına çıkılmadan, kesinleşen karardaki suça uygulanması olanağı bulunan hükümlerinin tamamının uygulanarak, bulunacak cezaların karşılaştırılıp lehe yasanın tespiti ile yetinilmesinin gerekeceği, her iki yargılamanın koşulları ve sonuçları birbirinden farklı bulunduğundan, haklarındaki hüküm kesinleşenlerle, yargılamaları devam edenlerin birlikte yargılanmasının yasal olarak mümkün olmadığı..." şeklindeki açıklamalar karşısında; birleştirme kararı verilemeyeceğinin gözetilmemesi Kanun'a aykırı olup kanun yararına bozma talebi belirtilen gerekçe ile yerinde görülmüştür.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.03.2024 tarihli ve 2022/474 Esas, 2024/220 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
17.03.2025 tarihinde karar verildi.