(818 S. K. m. 105)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı İstanbul Asliye 9. Ticaret Mahkemesince verilen 20.11.1995 tarih ve 726-1294 sayılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin imtiyaz hakkına sahip olduğu, baskısını yaptığı yayınları davalı şirkete satış yaptığını davalının da kar marjını koyarak Türkiye dahilinde dağıtıp satışını yaptığını ve fatura bedellerini davacıya muhtelif tarihlerde nakit, çek veya senet olarak ödediğini ilişki bu şekilde devam ederken davalının bir kısım borçlarını ödememesi dolayısıyla aleyhine takip yapıldığını davalının kötü niyetli olarak takibe itiraz ettiğini müvekkil şirket takipte alacağının 1.022.784.048 TL ve % 48 temerrüt faizi talep edilmiştir. Temerrüt tarihi olan 23.11.1992 tarihinden bu davanın açıldığı tarihe kadar ödeme yapılmadığını, bu sebeple müvekkilinin % 48 temerrüt faizini aşan kazanç kaybı nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000.000 TL munzam zararın en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında; şirketin tasfiyeye girmesinde davacının bir başka yayın satış ve pazarlama şirketi kurmasına neden olduğu yaptıkları itirazların haksız ve kötü niyetli olduğunun davacı tarafından kanıtlanması gerektiğini yapılan takipte % 48 faiz istendiğini fazlasının istenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddiaya, savunmaya, toplanan delillere, bilirkişi raporuna göre; davacı mahkemeye sunduğu delillerle uğradığı zararın somut biçimde ispatlayamadığı, temerrüt faizi ile en yüksek banka mevduatı faizi arasındaki farkı munzam zarar adı altında talep ettiği, Yargıtay kararları gereğince davacının en yüksek mevduat faizi ile yasal temerrüt faizi arasındaki farkın munzam zarar olarak istemeyeceği, davacının davasının kanıtlanması gereken hususun enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zararının ispatı gerekir. Davacı munzam zarar isteğini ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı alacağının tahsili için davalı aleyhine icra takibinde bulunmuş ve alacağına takip tarihi itibariyle % 48 oranında faiz işletilmesini talep etmiştir. Ancak icra takibine davalının itirazı nedeniyle davacı alacağını geç elde etmiştir. Bu dava ile davacı BK. 105 maddesine dayanarak alacağını zamanında tahsil edemediği için geçmiş günler faizi ile banka mevduat faizi oranındaki farkı munzam zarar olarak istemiş bulunmaktadır. Davacının alacağını zamanında tahsil edip vadeli banka mevduat hesabına yatırması her zaman mümkün bulunduğuna göre, takip tarihindeki en yüksek reeskont faiz oranı ile, yine o tarihteki en yüksek vadeli banka mevduat faizi arasındaki farkı BK. 105 maddesi uyarınca davacının geçmiş günler faizi ile karşılanamayan munzam zararını oluşturur. O halde mahkemece takip tarihindeki en yüksek reeskont faizi ile yine o tarihteki vadeli banka mevduat faizi arasındaki farka hükmedilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın reddi doğru görülmemiş hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 23.05.1996 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy