(2004 S. K. m. 67) (6762 S. K. m. 1292)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı Ankara 6.Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 11.6.1997 tarih ve 393-264 sayılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı sigorta şirketine kasko poliçesi ile sigortalı olduğunu, sigorta sözleşmesi süresi içerisinde aracın hasarlandığını, eksperce hasar tespiti yapılmasına karşın davalı sigorta şirketinin hasar bedelini ödemediğini, bu nedenle davalı hakkında icra takibine girişildiğini, ancak davalının haksız itirazı ile takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, elde edilen bulgulardan hasarın beyan edilen şekil ve yerde meydana gelmediğinin tespit edildiğini, sigortalının bu durumu ikrar ettiğini, poliçenin iptali yoluna gidildiğini, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, davacı vekili, olayın oluşunun resmi görevlilerin imzalı tutanağı ile tespit edildiğini ileri sürmüş ise de, dosya içeriğine kasko ile ilgili ekspertiz tarafından tutulan rapora ve raporu teyit eden hükme yeterli, denetime elverişli, bilirkişi raporuna göre davacıya ait aracın seyrine göre yolun solunda bulunan çıkış eğilimli şeve tırmanması durumunda aracın önceden tampon kısmını çarpması bilahare aracın ön kısmını çarpması gerektiği halde hasar durumunu gösteren fotoğrafların incelenmesinde aracın tampon üzerinde takriben farların ön panjurun arkasına isabet eden yatay çizimler şeklinde çarpılmaya maruz kaldığının görüldüğünün bildirilmesi ile trafik kazasının olay yerinde ve olay yerindeki kayaya çarpması ile ilgili meydana gelemeyeceğinin anlaşıldığı ve davacının davasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davalı şirkete kasko sigortalı olan davacıya ait araçtaki hasarın, poliçe yürürlük süresi içerisinde meydana geldiği taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Ancak, rizikoyu doğuran olayın davacı tarafından iddia edildiği gibi gerçekleşmediği, bir başka deyişle davacının hasarı doğuran trafik kazasını gerçeğe uygun biçimde davacı sigortacıya bildirmediği, ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediği, yapılan keşif ve uzman bilirkişilerin tespit ve belirtmeleri ile sabittir. Ne var ki, hasara yol açan olayın bildirilenden farklı şekilde gerçekleşmiş olması, tek başına rizikoyu sigorta güvencesinden yoksun kılma sonucunu doğurmamaktadır. Çünkü kural olarak, TTK. nun 1292 maddesi hükmü uyarınca, sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra, oluşan rizikolardan sorumludur. Sigortacının bu sorumluluktan kurtulabilmesi için gerçeğe uygun olarak bildirilmeyen rizikonun, gerçekte ne şekilde meydana geldiğinin ve bu gerçekleşme tarzına nazaran Yasa ve Poliçe Genel Şartlarının başlı başına sigorta kapsamı dışında kalmıyor olsa bile, yapılan ihbar yanlışlığının doğrudan zarar sorumlularına rücu hakkını etkisiz kılma sonucunu ortaya çıkardığını ispat etmesi gerekir. Bu durum karşısında, rizikonun, ihbar edilenden farklı olarak ne şekilde gerçekleştiği konusunda varsa davalı yanın kanıtları sorulup toplanmak, yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucunda hasarın, Sigorta Poliçe Genel Şartlarında sayılan teminat dışı veya ihbar yanlışlığının salt sigortacının rücu hakkını önlemeye yönelik olup olmadığı hususları aydınlatılmak, savunmanın kanıtlanmaması halinde saptanacak hasar bedelinin davalıdan tahsili yolunda hüküm kurulmak gerekirken, aksi düşüncelerle davanın reddi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.02.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy