(818 S. K. m. 158)
Gübretaş Gübre Pazl. ve Terminalcilik A.Ş. ile Hafız Bekir N. arasındaki davadan dolayı İstanbul 4.Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 22.12.1995 gün ve 1603-1609 sayılı hükmü onayan dairenin 24.9.1996 gün ve 96/3083-5993 sayılı ilamı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, davalı Hafız Bekir N. ile müvekkili arasında yapılan bayilik sözleşmesi kapsamında hasıl olan davalı borçlarının tasfiyesi için 3.12.1993 tarihli protokol imzalanarak borçların ödeme planına bağlandığını, taksitlerden 7 adedinin vade tarihinde ödenmediğini bu nedenle diğer davalının da kefil olduğu protokolün 3 ncü maddesindeki (1.000.000.000) TL cezai şartın da müvekkiline ödenmesi gerektiğini ileri sürerek bu meblağın %65 oranındaki ticari temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne ve tahakkuk edip tahsil edilen temerrüt faizi miktarının cezai şart miktarından mahsubu ile bakiyesinin kabul ve davalıdan tahsiline dair tesis edilen karar, Dairemizin 24.9.1996 tarih ve 1996/3083-5993 sayılı kararı ile onanmış olup, davacı vekili bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Para borçlarında cezai şartın geçerliliği bugün hem doktrinde (Bkz. Prof. Dr. F.N.Fevzioğlu, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, C.II. İst. 1997.Sh.392, Dr. K.Tunçomağ, Türk Hukukunda Cezai Şart, İst. 1963 Sh. 8 vd., Dr. Y.Karayalçın, Ticaret Hukuku, I.Giriş- Ticari İşletme, Ank.1968 Sh.568 vd. ile Tekinay/Akman/Burcuoğlu) Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Cilt. I. İst.1985 sh.457 vd) hem de uygulamada (Bkz. Yargıtay HGK. nun 17.2.1973 gün ve E.4/404 E. 85.K. sayılı karar ve yine Yargıtay HGK. nun 12.4.1989 gün ve E.11-140 E.ve 260 K. sayılı kararları) kabul edilmektedir.
Nitekim, mahkemece de ilke olarak para borçlarında da cezai şartın geçerli kabul edilmiş bulunmaktadır.
Ne var ki, mahkemece cezai şarta hükmedilirken davalı borçlunun ana borç için ödediği temerrüt faizi cezai şart miktarından düşülerek bakiyeye hüküm kurulmuş bulunmaktadır.
Oysa, davanın dayanağını teşkil eden protokolün 3 ncü maddesinde, borçlu tarafından ana alacağın temerrüt faizi ile birlikte ödeneceği kabul edildikten sonra ayrıca 1.000.000.000 Türk Lirasının da cezai şart olarak ödeneceği açıkça kabul ve taahhüt edilmiş bulunmaktadır. Bu açık anlaşma karşısında ana alacağa işleyen temerrüt faizi dışında ödenmesi taahhüt edilen cezai şart miktarının tamamına hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde cezai şarttın ödenen temerrüt faiz düşürüldükten sonra bakiyeye hükmedilmesi isabetsiz bulunmaktadır. Zira, bu kabul anlaşma hükümlerine aykırı olduğu gibi, bu şekildeki uygulama ile borçlu cezai şart ile belirlenen miktara tekabül edecek temerrüt faiz miktarının oluşmasına kadar geçecek süre için temerrüde düşmesine imkan tanınmış olacaktır. Oysa, cezai şartın asıl amacı borçluyu biran evvel borcunu ödemeye zorlamak olmalıdır. O halde, mahkemenin bilirkişi raporuna dayalı olarak davanın kısmen kabulüne ilişkin karar isabetli bulunmadığından, hükmün davacı yararına bozulması gerekirken, onanmış olması isabetli görülmediğinden davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenler ile davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüyle mahkeme kararının onanmasına ilişkin Dairemizin 24.9.1996 gün ve 1996/3083-5993 sayılı kararının kaldırılarak, hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harçlarının isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 30.05.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy