(818 S. K. m. 105)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı Ürgüp Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 19.7.1996 tarih ve 381-173 sayılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin bir alacağına mahsuben ciro yolu ile aldığı keşidecisi davalı olan çek karşılıksız çıkınca icra takibine koyduğunu, ancak davalının takibi geciktirerek ve borcu geç ödemek amacıyla ceza ve hukuk davaları ikame ederek çekin tahsilini 8 yıl geciktirdiğini ve bu suretle ucuz kredi kullandığını, tahsilatın müvekkilince çekince konularak yapıldığını, çek bedeli üzerinden yürütülen %30 yasal faizin üzerinde munzam zarara uğranıldığını ileri sürerek 5.000.000 TL. nın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevabında, davacının haklı bir ciroya dayanarak çeki elde etmediğini, davanın davacıya çeki ciro eden kişiye yöneltilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının zararını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 2.10.1995 tarih ve 1995/6165-7012 sayılı kararı ile bozulmuş olup, mahkemece bozmaya uyularak iddiaya, savunmaya, toplanan delillere göre, davacı vekiline zararın kaynağı kapsamı ve mahiyeti hususunda delillerini bildirmesi için süre verilmesine rağmen herhangi bir delil bildirmediği enflasyon oranının yüksek olması yeterli olmadığı, ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dairemizin 2.10.1995 tarih ve 1995/6165-7012 sayılı bozma kararında da belirtildiği gibi ilke olarak davacının, davalının eylemleri sonucu alacağını geç elde etmekten doğan zararını munzam zarar adı altında talep etmesi B.K.105 maddesi hükmüne göre mümkündür. Davacı vekili bozmadan sonraki mahkemeye vermiş olduğu dilekçesinde zararın ispatı bakımından ülkedeki enflasyonu, faiz oranlarını dövizdeki artış oranlarını göstermiş, ayrıca duruşmada müvekkilinin araba alım, satımı ile iştigal ettiğini beyan etmiştir.
Ülkemizde yıllardır yüksek oranda seyreden enflasyonun yıllık ortalamasının %80-90 hatta bazı yıllar daha fazla olduğu bilinen bir gerçektir. Böyle bir ortamda, alacağını zamanında elde eden alacaklının en azından banka mevduat faizine veya devlet tahviline yatırması veya dövize dönüştürmesi yaşanan hayat gerçeklerine uygun bir davranış olur. Enflasyonun yıllar itibariyle yüksek oranlarda devam ettiği müddetçe buna bağlı olarak para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacağını geç alan alacaklının zarar gördüğü bir gerçektir. Davacı alacağını zamanında alsaydı en az bunu bankada değerlendirebilirdi. Mahkemece yapılacak iş, her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranlarını belirleyerek ve bu konuda uzman bilirkişi aracılığı ile davacının asgari gerçek zararının tespiti ile hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.12.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy