(1086 S. K. m. 388) (6762 S. K. m. 25)
Taraflar arasındaki davadan dolayı İstanbul Asliye 1. Ticaret Mahkemesi`nce verilen 7.5.1997 tarih ve 627-409 sayılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 6.3.1998 tarihinde davacılar avukatı N.İ. ile davalı avukatı E.S. gelip, temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraf avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması duruşmadan sonraya bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerin aynı gerçek kişilerin sahibi olduğu kardeş şirketler olduğunu, davalıların ise aynı sermaye grubunun kontrolündeki şirketler olup, 10 yıldır müvekkile çelik sattıklarını, diğer davalı ... Çelik A.Ş.`nin acente olduğunu, müvekkillerce ithal edilen çeliklerin taahhüt edilen evsafta bulunmadığını, bu nedenle davalıların temsilcileri ile yapılan toplantı sonucunda 6.7.1993 tarihli anlaşmaya varıldığını, anlaşmanın aynı tarihli faks mesajı ile teyit edildiğini, ancak davalıların anlaşmaya uymadıklarını, gönderilen faturalarda anlaşmada öngörülen indirimin uygulanmadığı gibi, ayıplı mal gönderildiğini, müvekkilin yaptırdığı tespitte zararının 943.867 USD olarak saptandığını, müvekkillerin davalılara verdiği poliçe ve açık hesap bedeli toplamı 855.177.02 USD düşüldükten sonra, bakiye zararın 88.729.98 USD olduğunu, ayrıca ayıplı mal satımı nedeniyle müvekkillerin ticari itibarlarının da zarar gördüğünü ileri sürerek, 88.729.98 USD alacağın dava tarihinden itibaren döviz faizi, müvekkil... A.Ş. için 300.000.000 TL, ... Dış Tic. A.Ş. için de 100.000.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.
Davalı .. Ltd. vekili, müvekkilinin alacağı için davacılar aleyhine icra takibine girişildiğini, ödenmeyen poliçe bedellerine ilişkin takibe karşı açılan davanın niteliğinin belli olmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Davalı .. Çelik A.Ş. vekili, müvekkilinin davalıların acentesi olmadığını, olsa bile doğrudan değil, izafeten dava açılabileceğini ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Davalı A.S.S.A. vekili, davanın niteliğinin belli olmadığını, müvekkilinin Fransa`da mukim olduğundan, mahkemenin yetkisiz olduğunu, dava hakkının zamanaşımına uğradığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara ve bilirkişi raporuna göre, HUMK`nun 9. maddesi uyarınca yetki itirazının reddine, 6.7.1993 tarihli faks mesajının bu tarihten önceki satımlara ilişkin olduğu, dava konusu satışların ise 30.7.1993 tarihli fatura içeriği emtia ile başladığı, ayrıca anılan faksta ayıp ile ilgili herhangi bir sözcüğün bulunmadığı, dava ayıplı mal nedeniyle uğranılan zarara ilişkin olduğundan, TTK 25/b-4 hükmüne göre, tesellüm tarihinden itibaren ayıp ihbarı yapılmadığı ve 6 aylık zamanaşımı süresinde de dava açılmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
1- Dava; satım sözleşmesine dayanılarak açılmış alacak iddiasına ilişkindir. Dava dilekçesinde, hem ayıplı mal satımına ve hem de taraflar arasında düzenlenen protokol uyarınca yapılacak ıskontonun yapılmamış olması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istenmiştir. Mahkemece; ayıp ihbarının TTK 25/b-4 maddesinde açıklanan sürede yapılmadığı ve davanın da 6 aylık sürede açılmadığı gerekçesiyle zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Davacı, satıma konu emtiadaki ayıbın gizli ayıp olduğunu ileri sürmüş olup, bu konuda delillerini ibraz etmiş tanık dahi göstermiştir. Ayıp ihbarının yapılıp yapılmadığı hususu tanıkla dahi kanıtlanabilir. O halde, davacı vekilinin ayıp ihbarının süresinde yapıldığına ilişkin tanıkları dinlenip, diğer deliller ile birlikte değerlendirilip sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2- Öte yandan, davacının alacak kalemlerinden ikincisini oluşturan ve taraflar arasında varılan mutabakata dayanan ıskonto yapılmadığı yolundaki istemi hakkında da olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir. Mahkemece; davacının bu alacak kalemine ilişkin kanıtları ve varsa davalı kanıtları da incelenerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, bu hususta da eksik inceleme sonucu hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 9.3.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy