(6762 S. K. m. 56) (743 S. K. m. 2) (551 S. K. m. 47, 50) (Sınai Mülkiyetin Himayesine Mahsus Milletlerarası Bir İttihat İhdas Edilmesine Dair Paris Anlaşması (Paris Sözleşmesi) m. 6, Mük. m. 6-1) (556 S. KHK. m. 8, 14, 42)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 1.12.1997 tarih ve 1095-1139 sayılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı P.C.D. tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 2.6.1998 tarihinde davacı Avukatı A.S. ile davalı Avukatı H.T. gelip temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraf avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması duruşmadan sonra bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin ilk kez İtalya'da 20.11.1989 tarihinde ve daha sonra dünya genelinde pek çok ülkede tescil edilmiş bulunan "Dolce Vita" markasının maliki olduğunu, davalı şirketin ise aynı markayı 11.2.1993 tarihinde Türkiye'de tescil ettirdiğini, davalı şirketin söz konusu markayı tescil ettirirken, bu markanın dünya çapında tanınmış olmasından yararlanmak amacıyla müvekkilden önce Türkiye'de tescil ettirdiğini, bunun yanında kullandığı reklam fotoğraflarında müvekkilinin reklam araçlarını kullandığını, kadın dergilerine vermiş olduğu tanıtımlarda hiçbir Türkçe kelime kullanmadığını, bu tür davranışların davalının aldatma ve iltibas yaratma niyetini gösterdiğini, davalının ürününü satın alanların C.D. markasını satın aldıklarını sandıklarını ileri sürerek, Paris Sözleşmesi"nin 6. maddesi uyarınca davalı markasının hükümlülüğü ile terkinini, davalının haksız rekabetinin tespit ve men'ini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının "Dolce Vita" markasının dünyaca ünlü olduğu iddiasının doğru olmadığını, tescil nedeni ile müvekkilinin muktesep hakkı bulunduğunu, davacının 1995 yılında söz konusu markanın tanıtımına başladığını savunarak davanın reddini savunmuştur.
Birleşen davada davacı P.A.Ş. davalının tescilli markalarına tecavüz ettiğini ileri sürerek, markaya haksız olarak yapılan tecavüzün önlenmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre yaptırılan bilirkişi incelemesinde; söz konusu markanın Türkiye'de tescilinin 11.2.1993 tarihinde yapıldığı, bu tarihten itibaren tescilinin geçerli olduğu, Türkiye'de markayı ilk kez tescil ettiren kimsenin kural olarak sahiplik karinesinin doğduğunu, yani ülkemiz açısından markanın gerçek sahibinin tescil ettiren olduğunu, ancak aynı veya mümasil mamuller için kullanıldığı aşikar şekilde malum olan marka tescilsiz dahi olsa, Paris Sözleşmesi'nin mükerrer 6. maddesi uyarınca, korunmaya alınmış olup, aşikar surette malum olan markanın maruf hale gelmiş markadan daha kapsamlı ve ekonomik bakımdan daha güçlü olduğunu, davacı tarafın markasını pek çok ülkede ağırlıklı olarak 1995 yılında tescil ettirdiği, yine reklamlara genellikle 1995 yılında başladığı, davalının ise 1995 yılından itibaren parfüm satışına başladığını, dosyadaki kanıtlara göre, Dolce Vita markasının parfüm olarak davalının Türkiye'de tescil tarihi olan 1993 yılından itibaren malum ya da piyasada maruf düzeye çıktığı, Türkiye'de tescili olmayan davacı markasına karşı davalının tecavüzünü ve haksız rekabetinin söz konusu olmadığını beyan ettiklerini, mevcut kanıtlardan davalının 11.2.1993 tarihinde markasını tescil ettirdiğinden itibaren, Türkiye'de tanındığının kabulü gerektiği, davacının markasını, 1995 yılından itibaren tanıtmaya başladığı anlaşıldığından, davalının kötü niyetli olduğu iddiasının yerinde görülmediği, davacının markayı Türkiye'de davalıdan önce maruf ve meşhur hale getirdiğine ilişkin hiçbir kanıt bulunmadığından, davacı iddialarının yerinde görülmediği; birleşen dava açısından; davacı P.A.Ş.nin Türkiye sınırları içerisinde geçerli olmak üzere 11.2.1993 tarihinde tescil ettirdiği, bu tarihten itibaren marka hakkından doğan talep etmekte hukuki yararı bulunduğu, bu durumda davacı yanın, davalı tarafın markaya tecavüzünün önlenmesini isteme hakkı bulunduğu gerekçesiyle, asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulü ile, davalının markasına yaptığı tecavüzün önlenmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı vekili: Müvekkili şirketin 20 Kasım 1989 tarihinde ilk kez İtalya'da, daha sonra dünyanın pek çok ülkesinde tescil ettirdiği "Dolce Vita" markasının maliki olduğunu, dünyaca maruf kılınmış bu markanın Türkiye'de müvekkilince tescilinden önce davalının haksız bir şekilde bu markayı kendi adına tescil ettirdiğini ileri sürerek, "Dolce Vita" markasına vaki haksız rekabetin tespit ve men'ine ve davalı adına olan markanın terkinine karar verilmesin istemiştir.
Davalı vekili ise bu markanın müvekkili tarafından Türkiye'de tescil ettirildiğini, davacının bu markayı dünyada tanıtmasının söz konusu bulunmadığını savunmuştur.
Dosyadaki kanıtlara göre "Dolce Vita" markasının İspanya'da 24.5.1978 tarihinde parfümeri, esanssal yağlar, kozmetikler, losyonlar, sabunlar vs. için D.J. ve D.J.P.G. adına tescil edildiği, markanın davacıya devir edildiği ve davacının bu markayı Paris'te 11.10.1983 tarihinde adına tescil ettirdiği, bu tarihten sonra dünyanın değişik 22 ülkesinde daha davacı adına tescil ettirildiği, Madrit Anlaşması uyarınca 23 Ekim 1995 tarihinde "Fikri Haklar Dünya Örgütü Bürosu'na" uluslararası markalar siciline tescil edildiği, davalının ise aynı cins emtialar için 11.2.1993 tarihinde Türkiye'de marka tescil belgesi aldığı anlaşılmaktadır.
İsviçre-Türk Markalar Hukuku, marka üzerindeki hakkın iktisabı ve korunması ile ilgili olarak üç önemli ilkeye dayanır. Marka üzerindeki öncelik hakkı, o markayı, ihdas ve istimal eden ve piyasada maruf hale getiren kişiye aittir. Buna "gerçek hak sahibi" denilir ve bu tescil açıklayıcı etkiye sahiptir. buna mukabil bir markayı ihdas ve istimal etmeksizin seçip tescil ettiren kimsenin bu tescili kurucu etkiye sahiptir. Ancak, bu tescil sadece hak sahibine başlangıçta şarta bağlı bir hak sağlayabilir. Gerçek hak sahibinin dava açıp bu markayı tescil ettireceği tarihe kadar kurucu etkiye sahipliği devam eder. Çünkü, hakiki, gerçek hak sahipliği ikinci bir bağımsız ve münferit mülkiyete hak vermez. Markanın hakiki hak sahibi markasının aynısını veya tefrik edilemeyecek benzerini, her nasılsa marka olarak tescil ettiren kimsenin, bu tecavüzü TTK'nin 56. maddesinde yer alan haksız rekabet hükümlerine ve 556 sayılı markalar hakkındaki KHK'nin 8/III. ve 42/f ve 551 sayılı Markalar Kanunu'nun 47. maddesine göre sonradan tescil edilmiş markanın terkinin istenebileceği kabul edilmektedir.
Diğer taraftan dairemizin kararlılık gösteren uygulamasına ve bilirkişi raporunda doğru olarak benimsendiğine göre Türkiye'nin katıldığı Paris Sözleşmesi'nin 6. mükerrer maddesine göre üye ülkeler kötü niyetle tescil edilmiş olan markanın terkinini talep için süre koyamazlar ve akit memleketler, tescilin yapıldığı memleketin selahiyattar makamı tarafından daha evvel ittihada dahil memleketlerden birinin tebasına ait olduğu ve aynı veya mümasil nevi mahsuller için kullanıldığı aşikar bir surette malum bulunan bir markanın aynı veya karışıklığa meydan verecek derecede taklidi olan bir fabrika veya ticaret markasının tescilini, gerek memleket kanunları müsait ise re'sen, gerek alakadarın müracaatı üzerine red veya iptal eylemeyi taahhüt eder, hüküm uyarınca birçok yabancı ülkede tescilli bulunan hele somut olayda Fikri Mülkiyet Bürosu'na tescilli davacı markasının korunmasının gerekmesine, davalı, parfüm konusunda uzman bir kuruluş olup dünyadaki parfüm buluşlarını, gelişmelerini ve bununla ilgili marka tescillerini takip etmek zorundadır. Bu basiretli bir tacir olmanın zaruri sonucudur. O halde aynı sahada çalışan davalının 22 ülkede tescilli bu markayı bilmediğini ve o nedenle Türkiye'de tescil ettirdiğini ileri sürmesi MK'nin 2. maddesine göre mümkün görülmemiştir. Şu halde Paris Sözleşmesi'nin mükerrer 6. maddesi 3. bendi anlamında suiniyetli bir tescil vardır ve bu tescilin terkini talep edilebilir. Bu durumda davacının marka terkini hakkındaki davasının kabulü gerekirken, reddi doğru olmamıştır.
Ayrıca kabule göre de davacının haksız rekabet istemi konusunda olumlu ve olumsuz bir karar verilmemesi de bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı gerekçelerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 30.000.000 lira duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 6.7.1998 tarihinde, bozmada oybirliği gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davalı tarafından, Türkiye'de Dolçe Vita markası tescil edildiği tarihte, davacının sadece 13 ülkede bu markayı tescil ettirdiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafından 1995 yılına kadar tescil vaki olan ülkeler de dahil olmak üzere hiçbir yerde Dolçe Vita markası adı altında imal edip pazarladığı veya reklamlarını yaptığı, duyurduğu bir ürün yoktur. Davalı markası ise 1993 yılında tescil edilerek kullanılmaya başlanmıştır.
Olaya uygulanan Paris Sözleşmesi'nin birinci mükerrer 6. maddesinin 1 no.lu bendine göre "kullanıldığı herkesçe bilindiği, mütalaa edilen" markanın kullanılması, taklidi ve iltibası yasaklanmıştır.
Davacı bu markayı davalının tescili ve bu tescilden iki yıl sonrasına kadar kullandığını ileri sürmediği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak bir marka maruf, meşhur-tanınmış olarak nitelenmesi için kullanıldığının kanıtlanması veya herkesçe bilinir durumda olması gerekir. 13 ülkede tecil edilmiş olması yeterli kabul edilemez. Böyle bir kabul uygulanan sözleşmenin açık hükmüne aykırıdır. Maddede "kullanıldığı herkesçe bilindiği mütalaa edilen" tabirlerinin açıklığı karşısında yorumla başka sonuca varılamaz.
13 ülkede tescilli olması nedeniyle davalının kötü niyetle bu markayı Türkiye'de tescil ettirdiği sonucu da olaya uygun değildir.
Bilirkişi kurulunun da değindiği gibi "Dolce Vita" 1959 yılında Federico Fellini yönetiminde çekilen bir İtalyan filminin adıdır. Bu tabir, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, Türkiye'de bu isimle birçok eğlence yeri ve bar açılmış; hatta bir yaşam şekli de bu isimle açıklanır olmuştur. Bu haliyle neredeyse harcı alem bir tabir olarak bilinir.
Bütün bunlar karşısında davalının "Dolce Vita" sözcüğüne sırf davalının tescili ile haberdar olduğunun ve bu ibareyi Türkiye'de kötü niyetle tescil ettirdiğinin ayrıca kanıtlanması gerekir.
Davalının 1993 tarihine kadar bu marka altında bir mal üretip piyasaya sürmediğine ve bu markanın piyasada yüksek bir taleple karşılaştığı, rant sağladığı ve sahibine maddi olanak sağladığı ileri sürülemeyeceğine göre, davalının kötü niyetinin ayrıca inandırıcı delillerle kanıtlanması gerekir. Davacı dahi bu nitelikte bir delil ileri sürmüş değildir. Bu sebeplerle bilirkişilerin bilimsel düşüncelerine ve mahkemenin gerekçesine ve vardığı hukuka uygun sonuca katıldığından hükmün onanması düşüncesindeyim. Bu sebeplerle sayın çoğunluğun marka iptali düşüncesine katılmıyorum.
KARŞI OY
Paris Sözleşmesi'nin mükerrer 6. maddesinde "tanınmış markadan" değil, "Aşikar bir surette malum bulunan marka'dan" bahsedilmektedir. Aradaki farkı İsviçre'li marka hukukçusu Troller şöyle izah etmektedir (Precis du droit de la propriete immaterielle, Bale-Stutgart, 1978, s. 98-99): "Toplumdaki çok değişik çevreler, tanınmış markanın belirttiği malları veya hizmetleri satın alan tüketicilerden olmasalar bile, onu bilirler.... Aşikar surette malum olan marka, tanınmış marka ile karıştırılmamalıdır. Bu kavram "Aşikar surette malum olan marka' kavramı sicilde belirtilen mallara ve hizmetlere bağlı olup, İsviçre'de ilgili ticari çevreler tarafından genelde bilinen fakat sadece yabancı ülkede tescilli olan markaya ilişkindir. Aşikar surette malum olan markanın tüketiciler ve ilgililer tarafından bilinmesi yeterli olup, şöhret derecesi bunlarla sınırlıdır. Aşikar derecede malum marka, tanınmış markanın birkaç adın gerisindedir." Aşikar surette malum olan markadan söz edilebilmesi için markanın bütün topluma mal olması gerekmemektedir.
O halde Paris Sözleşmesi'nin mükerrer 6. maddesinin açık hükmüne göre akit ülkelerden birinde tescilli ve aşikar bir surette malum olan markanın korunması için onun mutlak şekilde imal ve kullanılması gerekli olmayıp, tescil ile birlikte tüketiciler ve ilgililer tarafından bu tescilin bilinmesi yeterlidir. 22 ülkede tescilli ve bu ülkelerin tüketici ve ilgilileri tarafından bilinen markanın, ayrıca imal edilmesini aramaya gerek görülmemelidir.
Mahkemece Dolce Vita markası adı altında ürünün Türkiye'de ve dünyada satılmadığı bu nedenle korunmayacağı şeklindeki düşünceye katılmaya olanak görülmemiştir.
Markanın yabancı ülkede tescil tarihinden itibaren hiç kullanılmadığı o halde Türkiye'de dahi korunamayacağı düşüncesine gelince, 551 sayılı Markalar Kanunu'nun 50-a ve 556 sayılı Markalar Hakkındaki KHK'nin 14. maddesinde, markanın tescil tarihinden itibaren 5 yıl içinde haklı bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanmaya 5 yıllık bir süre için kesintisiz ara verilmesi halinde markanın iptal edileceği kuralı, terkin müeyyidesinin ağırlığı nedeniyle def'i yoluyla değil, dava yoluyla ileri sürülmesi gerekir. Kaldı ki, yabancı ülkede tescilli aşikar surette, malum bir marka iptale kadar geçerli olup, Paris Sözleşmesi'ne göre Türkiye'de tescilsiz olsa bile korunacağı açıktır. Davalının, Türkiye'nin en önde gelen ve yurt dışına da ihracatta bulunan parfüm üreticilerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla onun "Dolce Vita" markasının davacıya ait olduğunu bilmemesi mümkün olmamak gerekir. Bu gerekçelerle kararın bozulması gerekirken, Paris Sözleşmesi'nden yararlanılabilmesi için emtianın imal ve kullanılmasını şart kılan sayın çoğunluğun gerekçesine katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy