(6762 S. K. m. 1, 564, 669, 690)
Dava: Taraflar arasında açılan davadan dolayı Serik Sulh Hukuk Mahkemesince verilen 30.12.1997 tarih ve 690-823 sayılı hükmün temyizen tetkiki davalı banka vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kâğıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı A.'nın keşidecisi, müvekkilin hamil olduğu 50.000.000 TL lık çekin tahsil için davalı bankaya ibraz edildiğini, ancak söz konusu çekin bankada kaybedildiğini, diğer davalı keşidecinin ise çek ibraz edildiğinde ödeme yapabileceğini söyleyerek ödeme yapmadığını ileri sürerek, 50.000.000 TL çek bedelinin, komisyon, tazminat, ihtar giderinin keşide tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte keşide tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.
Davalı vekili; kaybolan çek için iptal kararı alındığını, davacının bu karara dayanarak öncelikle keşidecisi diğer davalıdan talepte bulunması gerektiğini ileri sürerek davanın husumet nedeniyle reddini istemiştir.
Diğer davalı davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece toplanan kanıtlara göre; davacının hamili olduğu çekin tahsili için davalı bankaya ibraz edildiğinde kaybedildiği, durumun davalı bankaca d kabul edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 50.000.000 TL çek bedelinin keşide tarihinden itibaren reeskont faizi, % 5 tazminat ve % 3 çek komisyonu ile ihtar masraflarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı banka vekili temyiz etmiştir.
Dava; tahsil cirosu yoluyla davalı bankaya verilen çekin bankada kaybolması nedeniyle bedelinin tahsiline ilişkindir. Bankaya ibraz edilen çek kaybedilmiş ve bankaca anılan çekin kaybolması nedeniyle iptal kararı alınmıştır.
TTK'nun 690. maddesinin atfıyla aynı yasanın 669. ve 564/1 maddelerine göre tahsile verilen çekin zayi edilmesi halinde, bedelinin bankadan istenebilmesi için öncelikle davacının bu yüzden bir zarara uğranmış olması gerekir. Zarar unsuru oluşmadan davacının bankaya başvurması mümkün değildir. Bu nedenle, davacının öncelikle iptal kararına dayanarak senet borçlusuna başvurması, senet borçlusu hakkında yapacağı takip veya açacağı davanın semeresiz kalması halinde zararı gerçekleşmiş olacağından banka hakkında dava açma hakkı doğmuş olacaktır.
Olayda ise davacı doğrudan doğruya keşideci yanında banka aleyhine dava açmış bulunmaktadır. Bu itibarla davacının henüz zararı gerçekleşmeden banka aleyhine açtığı davanın reddine karar vermek gerekir iken yazılı şekilde davanın banka hakkında da kabulü doğru görülmemiş ve hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı banka lehine BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 1.6.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy