(556 S. KHK. m. 8, 42)
Dava: Taraflar arasındaki Kadıköy 2.Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 4.11.1998 tarih ve 1995/1084-1998/518 sayılı kararın Yargıtay incelemesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için belirlenen 14.9.1999 günde davacı avukatı İ. K.S.la davalı avukatı E. B. gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Harun Kara tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşüldü düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerini dedesi tarafından ihdas edilmiş olan "Sultanahmet Meşhur Halk Köftecisi" ünvanlı firmanın mirasçıları tarafından devam ettirilerek maruf hale getirildiğini ve 1.1.1983 yılında tescil ettirildiğini, 80 yıllık emek ve gayretle sürdürülen firma isminin herkesçe tanınıp bilindiğini, hal böyleyken ailenin damadı olan Ö. T.’un kurduğu davalı şirket adına, "Sultanahmet Meşhur Halk Köfte Gıda ve San. Tic. Ltd. Şti.", "Tarihi Sultanahmet Mangal Köftesi" ve "Tarihi Sultanahmet Köftecisi" ibarelerini marka olarak tescil ettirdiğini, bu markaların kullanım haklarını üçüncü kişilere devretmeye kalkıştığını, oysa, davalının bu markaları tescilde kötüniyetli ve haksız olduğunu, tescil edilen markaların müvekkili tarafından maruf hale getirilen firma ismiyle iltibasa neden olduğunu ve haksız rekabet yarattığını, birleşen davada da, davalı şirket ünvanında yer alan "Sultanahmet Meşhur Halk Köfte" ibarelerinin müvekkilince önceden maruf ve meşhur edilen firma ismiyle iltibas ve haksız rekabet yarattığını ileri sürerek, davalı adına tescilli markaların ve davalı şirket ünvanında yer alan ve haksız rekabet yaratan ibarelerin sicilden terkinine, davalının haksız rekabetinin önlenmesine, ilana karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, hak düşürücü sürelerin geçtiğini, ünvanda yer alan ve marka olarak tescil ettirilen ibarelerin kullanımının ailenin damadı olan Ö. T.’a lütuf olarak verildiğini, şirketin 14.1.1988 yılında tescil ve ilan edildiğini, bu marka ve ünvanın asıl müvekkili tarafından maruf ve meşhur hale getirildiğini ve halen 18 bayiliğe çıkarıldığını, bu ünvan ve ibarelerin kullanımına izin veren ve uzun yıllar kullanıma icazet gösteren davacıların kötüniyetli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia ve savunmaya, toplanan delillere, bilirkişi raporlarına nazaran, davanın 14.9.1995 tarihide açılmış olup, olayda 27.6.1995 tarihinde yürürlüğe giren 556 sayılı KHK. hükümlerinin uygulanması gerektiği, anılan KHK.nin 8/3 ve 42/f.1,6 maddelerinde açılacak böyle bir davanın belli bir süreye tabi tutulmadığı, öte yandan, Türkiye’nin de taraf olduğu Paris Sözleşmesi hükümlerinin de bu yönde paralellik taşıdığı, "Sultanahmet Köftecisi" isim ve ünvanın davacılara mirasen intikal etmiş olup, adeta Sultanahmet Meydanıyla özdeşleşen bu isim ve ünvanın herkesçe bilinip maruf olduğu, davacı tarafça 70-80 yıldır kullanımı sürdürülen markanın davalı tarafından tescil ettirilmesini haklı kılacak hukuki neden bulunmadığı, tanınmış bir markanın tescilinde davalının haksız ve kötüniyetli olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne, davalı adına tescilli markalar ile, ticaret ünvanında yazılı "Sultanahmet Meşhur Halk Köfte" ibarelerinin sicilden terkinine, davalının haksız rekabetinin önlenmesine, ilana karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı tarafından 2.8.1994 tarihinde tescil ettirilen markalar ve ünvana tecavüz suretiyle haksız rekabet iddiasına dayalı taleplerle ilgili verilen kararlar yönünden davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalının 3.4.1990 tarihinde tescil ettirdiği markayla ilgili verilen karara gelince, davalı, "Meşhur Halk Köfte Gıda San. ve Tic. Ltd." ibarelerini 3.4.1990 tarihinde marka olarak tescil ettirmiş olup, 556 sayılı KHK.nin 27.6.1995 tarihinde yürürlüğe girdiği nazara alındığında, bu markayla uygulanacak düzenleme ve yasa hükümlerinin 551 sayılı Markalar Kanunu olduğunun kabulü zorunludur. Mahkemenin bu markayla ilgili olarak da 556 sayılı KHK. hükümlerinin uygulanması bu itibarla doğru görülmemiştir. Ancak, "Sultanahmet Meşhur Halk Köftesi" ünvanın 1925 yılından beri davacıların murisleri tarafından kullanılmaya başlandığı, bilahare bunun bir marka gibi de kullanılmaya devam edildiği ve 1988 yılında da ailenin damadı olan Ö. T.’a bu ünvanın kullanımına izin verildiği anlaşılmakta olup, dosyadaki bilgi ve belgelere göre de bu markanın Türkiye çapında meşhur bir marka olduğunun da kabulü gerekmektedir.
İsviçre-Türk Markalar Hukuku, markalar üzerindeki hakkın iktisabı ve korunmasıyla ilgili olarak üç önemli ilkeye dayanır. İlk olarak, marka üzerindeki öncelik hakkı, o markayı, ihdas ve istimal eden ve piyasada maruf hale getiren kişiye aittir ki buna "hakiki sahip" denilir. Bu tescil açıklayıcı etkiye sahiptir. İkinci olarak, buna mukabil, bir markayı ihdas ve istimal etmeksizin seçip tescil ettiren kimsenin tescili kurucu etkiye sahiptir. Tescil edilen bu markaya karşı başka bir şahıs, o markaya ihdas ve istimal suretiyle maruf hale gelmediği iddiasıyla dava açarak ilam alıncaya kadar, kurucu etkiye sahiplik devam eder. Üçüncü olarak ise, ister kurucu, ister açıklayıcı olsun markanın tesciliyle tescil ettiren kişi hakiki sahip haline gelir. Ancak kurucu tescilde hakiki sahiplik, markayı ihdas, istimal eder ve maruf hale getiren kişi tarafından çürütülebilir. Yazılı istisnalar dışında markanın iki hakiki sahibi de olamaz.
Bu ilkelerin açıklanmasından sonra somut olaya dönecek olursak, davacılar, ihdas, istimal edip, maruf ve meşhur hale getirdikleri markalarını tescil ettirmemişlerdir. Ailenin damadı Ö.T. ise, bu sözcüklerin marka olarak kullanılmasına bir izin ve icazet olmadığı halde, kendi adına da değil ve fakat kurduğu davalı şirket adına bu markayı 3.4.990 tarihinde tescil ettirerek yukarıdaki açıklamalara göre şeklen hak sahibi olmuştur. Bu dava tarihinde de Markalar Kanununun 15 inci maddesinde belirtilen 6 ay ve 3 yıllık hak düşürücü süreler geçmiştir. Ne var ki, ailenin damadı olan Ö. T. markanın gerçek sahibini bildiği ve kendisine verilen bir izin ve yetki olmadığı halde aile içindeki konumundan yararlanarak kötüniyetli davranarak bu markayı kurduğu şirket adına tescil ettirmiştir. Bu durumda, tanınmış markayı kötüniyetle tescil yaptırmış kişinin Markalar Kanununun 15/2 maddesindeki hak düşürücü süreden yararlanıp yararlanamayacağı üzerinde durmak gerekir.
Markalar Kanununun 15/2.madesinde kötüniyetin varlığı halinde bu tür davaların süreye bağlı olmayacağı belirtilmiş değildir. Ancak, burada bir kural boşluğundan söz etmek mümkün olup, tanınmış markalarla ilgili anılan yasanın 11/son maddesindeki düzenlemeye paralel olarak, Türkiye çapında maruf ve meşhur hale getirilmiş bir markanın kötüniyetle tescilinde de terkin davasının müddete bağlı olmadığını kabul etmenin hakkaniyet ve etik kuralların bir gereği olduğu sonucuna varılmıştır. Şunu da belirtmek gerekir ki, hiçbir kanun kötüniyetle tescil halinde sahiplik karinesinin teşekkül edeceğini hükme bağlamaz.
Açıklanan bu durum karşısında, davalının, davacı tarafından istimal Türkiye çapında maruf ve meşhur hale getirilmiş markayı tescil ettirdiği nazara alındığında, artık, 3.4.1990 tarihli marka yönünden de açılan davanın bir süreye bağlı olmayacağının kabulü gerektiğinden, 3.4.1990 tarihli markaya ilişkin verilen karar, yukarıdaki gerekçelere nazaran ve sonucu itibariyle doğru görüldüğünden, davacı vekilinin bu yöne de ilişen temyiz itirazlarının reddine kara vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı fazla alınan 1.370.000 lira harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.10.1999 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)