(1163 S. K. m. 27, 53)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 21.10.1998 tarih ve 315-957 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi A. O. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili; Müvekkilin davalı kooperatifin kurucu üyesi olduğunu, 02.11.1996 tarihli genel kuruldan sonra yönetim ile müvekkil arasındaki ilişkilerin gerginleştiğini, buna dayanarak kooperatif yönetim kurulunun eşitlik ilkesine aykırı olarak, bir kısım üyelerin hiç ödeme yapmamasına rağmen müvekkil hakkında kasıtlı olarak ihraç prosedürü işlettiğini, gönderilen iki ihtardan sonra ihraç edildiğinin söylendiğini, ancak ihraçla ilgili herhangi bir tebligat yapılmadığını ileri sürerek; ihraç kararının iptali ile kooperatif hesaplarının yapılan işlerle mukayeseli olarak tespitini, bu yolla müvekkilin uğradığı zararın belirlenmesini, birleşen davada da; davalı kooperatifin 21.06.1997 tarihli genel krulunda kendisine oy kullandırılmadığını, divan başkanlığına yapmak istediği başvurusundan engellendiğini, genel kurulda kooperatifin feshi ve devrine yönelik usulsüz kararlar alındığını ileri sürerek, 21.06.1997 tarihli genel kurulun iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara göre; davacıya usulüne uygun olarak 2 ihtarın gönderildiği, ihtarla istenen borç miktarlarına davacı tarafın bir itirazının olmadığı, ihraç kararı tebliğ edilmediği, bu nedenle davanın süresinde açıldığı, ihtarlarda istenen borç miktarının doğru olduğu yolundaki davacı kabulü karşısından ihtarların Kooperatifler Yasası 27. maddesine uygun olduğu, ihraç kararının iptali isteminin yerinde olmadığı, davacıya 21.06.1997 tarihli genel kurul için çağrı yapıldığı ve davacının genel kurula katıldığı, alınan karardaki oy oranı da göz önüne alındığında davacının oyunun esasa etkili olmadığı, kooperatif ortaklığından ihraç edilen davacının da aslında genel kurul iptali davasında hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle her iki davanın da reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Asıl davada davacı vekili; müvekkil hakkında davalı kooperatifçe alınan ihraç kararının Kooperatifler yasası ve anasözleşmeye aykırı olduğunu ileri sürerek, ihraç kararının iptalini istemiştir.
Kooperatifler Yasası 27. maddesi uyarınca, parasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen ortaklara gönderilecek ihtarlarda, ödenmeyen borç miktarının ne kadar olduğu ve bu miktarın öncelikle verilecek 10 günlük sürede ödenmesinin, aksi halde yasa ve anasözleşmeye dayanılarak ihraç edileceği uyarısının yapılması gerekmektedir. Davalı Kooperatifçe davacıya gönderilen ilk ihtarda, verilen sürede ödeme yapılmamasının müeyyidesi açıkça gösterilmemiştir. Bu nedenle gönderilen bu ihtar Kooperatifler Yasası 27. maddesine uygun bir ihtar niteliğinde değildir. O halde, mahkemece usulüne uygun olarak düzenlenmemiş ihtarnameye dayanılarak alınan ihraç kararının iptaline karar vermek gerekir iken, yazılı şekilde asıl davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
2- Birleşen davaya yönelik davacı vekilinin temyiz itirazına gelince; Kooperatifler yasasının 53. maddesi uyarınca genel kurul kararlarının iptali davası diğer organlar yanından, halen kooperatife ortak olanlar tarafından açılabilir. Yani davacının genel kurul kararının iptalini istediği tarihte kooperatif ortağı olması gerekmektedir. Davacı hakkında, davalı kooperatifçe ihraç kararı alınmış olup, kararın iptaline yönelik dava derdest olduğuna göre; ihraç kararının iptali davası, birleşen dava açısından bekletici mesele olarak kabul edilmeli ve sözkonusu davanın sonuca göre görülüp çözümlenmesi gerekir iken, yazılı şekilde asıl davanın kesinleşmesi beklenmeksizin hüküm kurulması doğru görülmemiş, birleşen davaya yönelik temyiz itirazının da bu nedenle kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile her iki hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.03.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy