(1163 S. K. m. 16, 53)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Mersin Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 27.2.1998 tarih ve 1075-259 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi A. A. tarafından düzenlenen duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatif üyesi olup, 17.12.1995 tarihli kura çekilişinde B Blok 1. kat 2 nolu dairenin kendisine isabet ettiğini, müvekkilinin davet edilmediği 28.6.1997 tarihli genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının muvakkat üye olarak kaydının yapıldığını, bilahare konut bedelini ödemeyeceğini ifade eden ve kredi riskinden kurtulmayı amaçlayan davacının üyelikten istifa ettiğini, 3.8.1996 tarihli 13 sayılı yönetim kurulu kararıyla davacının kooperatifle ilişiğinin kesildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının kooperatif üyeliğinin geçici olması ve bilahare istifa etmesi, ayrıca gerçek üyeler gibi kooperatife karşı tüm vecibelerini yerine getirdiğinin davacı tarafından kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı, kooperatif ortaklığından ihracına ilişkin alınan genel kurul kararının iptalini istemiştir.
Dava, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 53 ncü maddesine göre açılan genel kurul kararının iptali istemine değil, aynı Yasa'nın 16/3 ncü maddesine göre açılan ihraç kararının iptali davası olduğundan, dava açma bir aylık değil, üç aylık hak düşürücü süreye tabidir. Bu üç aylık hale düşürücü süre ise, genel kurulca verilen ihraç kararının noter marifetiyle ihraç edilen ortağa tebliğ tarihinden işlemeye başlanacaktır. O nedenle davanın süresinde açıldığı anlaşılmaktadır.
İşin esasına gelince, mahkemece davacının usulünce istifa ettiğinden bahisle davanın reddine karar verilmişse, davacı vekilince anılan 26.6.1996 tarihli istifa dilekçesi altındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını 28.1.1998 günlü bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde bildirerek, bu hususta Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu belirttiğine göre, anılan ceza soruşturması sonucunun beklenilmesi gerektiğinde imzanın sahteliğinin belirlenmesi amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılması ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturmayla yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.3.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy