(1086 S. K. m. 91, 429)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Ankara Asliye 6. Ticaret Mahkemesi'nce görülerek verilen 23.1.1998 tarih ve 1994/867-1998/19 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi, davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi H. U. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra, işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı ile taraflar arasıdaki 30.3.1990 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nden doğan uyuşmazlıkların çözümlenmesinin 25. maddesi uyarınca ETKB'nin hakemliği yoluyla yapılması gerekirken, davalının çekişmeleri adli yargıya intikal ettirdiğini ve zararları konusundaki başvurulardan bir sonuç alamadıklarını ileri sürerek anlaşmazlığın çözümünün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın hakemliğine tevdiini ve zarar ziyan karşılığı olarak fazlaya ilişkin hak saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.000.000.000 liranın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili söz konusu 25. maddeye göre bakanlığın hakimliğine davacı tarafından müşterilerine satacağı elektrik enerjisi tarifelerinin belirlenmesinde anlamı sağlanamaması halinde başvurulabileceğini, sözleşmenin 39. maddesinde taraflar arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde Ankara mahkemelerinin yetkili kılındığını ve davacının sözleşmeye aykırı davranışlarından doğan alacaklarının bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre, uyuşmazlığın hakeme tevdii isteğinin dayanaksız olduğu, munzam zararın talep edilebilmesi için öncelikle davacının davalıdan talep edeceği alacağın belirlenmiş olması gerektiği, oysa henüz mevcut olmayan bir alacakla ilgili munzam zarar davasının açılmasının mümkün görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiş, davalı vekili ise düzeltilerek onama isteğinde bulunmuştur.
1- Davalı vekilinin düzelterek onama isteğine dair dilekçesi usulüncü harçlandırılarak temyiz defterine kaydı yapılmadığından, bu istemin reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyiz isteğine gelince, temyizden sonra davacı tarafça dosya içerisine ibraz edilen dilekçenin davadan vazgeçme mahiyetinde olduğu anlaşıldığından, karar kesinleşinceye kadar davadan feragat edilebileceğinden, hüküm verildikten ve karar temyiz edildikten sonra, davadan feragat hallerinde dahi bu konuda karar verilmesi görevi yerel mahkemeye ait olduğundan, mahkemece bu dilekçe uyarınca işlem yapılarak davanın reddine karar verilmek üzere mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin reddine, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin reddine, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.05.1999 tarihinde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy