(818 S. K. m. 105)
Dava: Taraflar arasındaki davanın İstanbul Asliye 9.Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 9.6.1997 tarih ve 1994/397-1997/480 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı muk.davacı Boğazkent Koop. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi Hüseyin Ulus tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekilleri müvekkillerinin eski yöneticisi olan dava dışı Ali Haydar U'nun görevde iken onun yakınlarının yönetimindeki davalı kooperatife üç adet bono karşılığı 5.8.1996 günü verilen toplam 70.000.000 TL nın vadelerinde ödenmediğini, tahsilinin 1993 yılı sonlarında gerçekleştiğini davalının bu parayı arsa alımında kullandığını belirterek aldıkları para oranında arsa vereceklerini taahhüt ettiğini, paranın alındığı tarihte davalının arsa ve 200 villanın su basması inşaatı karşılığı satıcıyla 1.100.000.000 TL bedel karşılığı anlaştığını, bu paranın 70.000.000 TL nın müvekkilinden alındığını, müvekkilince verilen paranın toplam paranın 7/100 ü tuttuğunu, bu oranda davalı malvarlığının arttığını ve müvekkilinin de aynı oranda zarara uğradığını ileri sürerek, munzam zarar karşılığı 1.000.000.000 TL ve manevi zarar karşılığı 500.000.000 TL toplamı 1.500.000.000 TL nın dava tarihinden itibaren reeskont faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, karşı davanın ise reddini istemişlerdir.
Davalı vekili, müvekkilinin davacıya borcunun tamamını ödediğini, isteğin yasal dayanağının bulunmadığını ve munzam zararın ispat edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiş, karşı davada ise müvekkilinin fazla miktarda faiz tahsil edildiğini ileri sürerek, şimdilik 10.000.000 TL nın tahsili talebinde bulunmuştur.
Mahkemece toplanan deliller ve yaptırılan bilirkişi incelemeleri sonucuna göre, benimsenen 5.12.1996 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda, davada 1.000.000.000 TL maddi tazminatının dava tarihinden itibaren %65 ve değişen oranlarda reeskont faiziyle davalıdan tahsiline, manevi tazminat isteminin reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava munzam zararın tazmini istemine ilişkindir. Davacı kooperatifin, davalı kooperatife verdiği parayı zamanında tahsil edemediği, bu nedenle zarara uğradığı açıktır. Davacı, davalıya verdiği paranın, davalı tarafından alınan arsadaki paya ilişkin olduğunu ispatlayamamıştır. Ancak, davacı yapı kooperatifinin, kar elde etme amaçlı faaliyet gösteren bir ortaklık olmamakla beraber, üyelerinden topladığı paraları, inşaat maliyetlerindeki artışlara karşı korumak için en azından bankalarda vadeli mevduat olarak saklayacağının ve Dairemizin bu tür uyuşmazlıklarda munzam zararın hesabı için kökleşen uygulamasıyla benimsediği, alacağın tahsilindeki gecikmeden dolayı, bankaların uyguladığı üçer aylık vadeli mevduatlarda tutulan paraların faizi kadar kazanç kaybına uğrayacağının kabulü gerekmektedir. Mahkemece açıklanan yöntem kullanılarak yapılan hesaplamaya değil, enflasyon oranlarına dayalı hesaplamaya itibar edilmesi yerinde görülmediğinden kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Öte yandan, munzam zarar hesaplanırken dikkat edilmesi gereken diğer bir konu da, alacaklının isteyebileceği faiz oranı üzerinden değil de daha düşük bir faiz oranı ile alacağını tahsil etmesi durumunda, gerçekte isteyebileceği faiz miktarı farkının hesaplanarak munzam zarar tutarından indirilmesi gerektiğidir. Zarar olarak zamanında tahsili mümkün olan bir alacağın, alacaklının ihmali nedeniyle eksik tahsilinin kusuru borçluya yükletilemez. Davacı alacağı üç adet kambiyo senedine bağlanmış olup bunlardan doğan alacakların ödenmesinde gecikme halinde temerrüt faizi olarak reeskont oranının istenebileceği açıktır. Oysa davacı senetlerden sadece birini belirtilen oranda gecikme faiziyle tahsil etmiştir. Bu durumda mahkemece, davacının istememek suretiyle artmasına neden olduğu zararının uzman bilirkişi aracılığıyla belirlenerek, isteyebileceği miktardan düşülmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi de yerinde görülmediğinden kararın bu nedenle dahi davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 9.11.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy