(6762 S. K. m. 298, 467)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye Birinci Ticaret Mahkemesi'nce verilen 28.6.2000 tarih ve 1998/1682-2000/675 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan sonra dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın (1700) adet kurucu hissesinin (33)'üne sahip olduğunu, davalıca 1988 yılından bu yana kâr payı dağıtılmayarak, kârın yedek akçelere ayrıldığını ve ortaklara hisse senedi dağıtıldığını, oysa hisse senedi dağıtılmasının da kâr payı anlamına geldiğini ileri sürerek, 1997 yılına ait kâr payı ve faizi toplamı (22.205.621.024.-)TL.nın reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kuruculara kâr payının ancak kuruluş sermayesine orantılı olarak dağıtılabileceğini, genel kurul kararı ile kâr payının dağıtılmamasının ve kârın tamamının olağanüstü yedek akçelere ayrılmasının kararlaştırıldığını savunmuştur.
Mahkemece, sunulan kanıtlara, davalının anasözleşmesi, kayıt ve defterleri ile bilirkişiler kurulu raporuna dayanılarak, TTK.nun 467. ve Anasözleşme'nin 66/4. maddeleri uyarınca kârın yedek akçeye eklenmesinin mümkün olduğu, yedek akçede biriken bu bedellerin sermayeye eklenerek ortaklara hisse senedi olarak verilmesinin kâr payı dağıtılması anlamına gelmediği, çünkü bu durumda pay sahiplerinin ellerindeki hisse adedi değişmekle birlikte, hisselerin toplam değerinde değişiklik olmayacağı, genel kurulca 1997 yılı için kâr payı dağıtımı konusunda alınmış bir karar bulunmadığı, bedelsiz hisse senetlerinin kâr payı olarak dağıtıldığı varsayılsa bile, dava tarihi itibari ile davacının talep edebileceği bir kurucu payının da mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, anonim şirket kurucu intifa hakkı senedi sahibinin, kâr payı alacağı istemine ilişkindir.
Yukarıda da özetlendiği gibi mahkemece, TTK.nun 467. ve davalı Anonim Şirket Anasözleşmenin 66/4. maddesi hükmü uyarınca kârın yedek akçeye eklenmesinin mümkün olduğu, yedek akçede biriken bu bedellerin sonradan ana sermayeye eklenerek ortaklara bedelsiz hisse senedi olarak verilmesinin kâr payı dağıtılması anlamına gelmeyeceği, genel kurulda 1997 yılı kâr payı dağıtımı konusunda alınmış bir karar bulunmadığı, ortaklara bedelsiz hisse senetleri verilmesi yoluyla kâr payı dağıtıldığı kabul edilse bile, bedelsiz hisse senedi verilme kararının davadan sonra yapılan genel kurulda alınmış olması nedeniyle, dava tarihi itibariyle davacının talep edebileceği bir kâr payı alacağı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı Anonim Şirketin, davadan önce yapılan 20.3.1998 günlü olağan genel kurulunda, 1977 yılı safi karından yasa ve anasözleşme gereğince yapılan kesintilerden sonra kalan kârın Anasözleşmenin 66/4. maddesi gereğince olağanüstü yedek akçe olarak ayrılmasına karar verilmiş, davadan sonra yapılan 23.11.1998 günlü olağanüstü yedek akçe olarak ayrılmasına karar verilmiş, davadan sonra yapılan 23.11.1998 günlü olağanüstü yedek akçe olarak ayrılmasına karar verilmiş, davadan sonra yapılan 23.11.1998 günlü olağanüstü genel kurulda ise, şirket ana sermayesinin artırılmasına, ayrılan bu ihtiyari yedek akçenin ana sermayeye eklenerek, hissedarlara bedelsiz hisse senedi verilmesi kararlaştırılmıştır.
Davalı şirket anasözleşmesinin safi kârın tevzi ve tahsisine ilişkin 66. maddesinde, safi kârdan %5 kanuni yedek akçe, %5 ileride vuku muhtemel zarar karşılıklarına ve %5 olağanüstü yedek akçe ayrıldıktan sonra, %5 oranında birinci kâr payının ortaklara ayrılması ve ondan sonra kalan safi kârın %10'un kurucu intifa hakkı senedi sahiplerine ödeneceği kabul edilmiştir. Aynı maddenin 4. fıkrasında ise, yukarıdaki ilk üç halden sonra kalan safi kârın tamamı ve bir kısmının gelecek döneme devir veya olağanüstü yedek akçeye ayrılabileceği hüküm altına alınmıştır.
Gerek TTK.nun 298. maddesi, gerekse anasözleşmenin anılan hükmüne göre, kâr payı dağıtılmasına karar verilmesi halinde kurucu intifa senedi sahiplerine de kâr payı tahakkuk ettirileceği ve dolayısı ile ancak bu koşulun gerçekleşmesi ile bu tür pay sahiplerinin şirketten kâr payı talep etmelerinin mümkün hale gelebileceği anlaşılmaktadır.
Bu durum karşısında, davalı şirketin 1998 yılı genel kurulunda 1997 yılına ait bilançonun kabulü sebebiyle, anasözleşmenin 66/1. bendinde yazılı ve yukarıda sıralanan üç kalem ayrıldıktan sonra ortaklara kâr dağıtılmasına karar verilmesi ve bu kararın Anasözleşmenin 66/4. maddesine göre, olağanüstü yedek akçeye ayrılmasında ilke olarak yasa ve anasözleşmeye aykırılık yoktur.
İlke bazında, kurucu intifa hisse senedi sahiplerinin kâr payı talep edebilmeleri için kâr payının şirketçe dağıtılmış olmasına karar verilmiş olması bir ön koşul olarak kabul ediliyorsa da, doktrinde de benimsendiği üzere, kurucu intifa hisse senedi sahiplerin kâr payı dağıtım koşulları gerçekleştiği halde şirketçe, bu tür pay sahiplerine sözleşmesel haklarının kasıtlı olarak verilmemesi veya şirket yöneticilerinin kasıtlı tasarrufları ile bu haklarının zedelenmesi halinde gerek şirkete, gerekse yöneticilerin kişisel sorumluluklarına dayanılarak, bunlar aleyhine genel hükümlerden doğan dava haklarını kullanabilecekleri ve bu şekilde yoksun bırakıldıkları kâr paylarını dava yolu ile isteyebilecekleri kabul edilmektedir. (Bkz. Prof. Dr. H. D., Anonim Şirketler ve Uygulaması. TTK. Şerhi II. Cilt. İst. 1988, Sh. 1084 vd., Dr.Ö. T., Anonim Ortaklıklarda İntifa Senetleri, İst. 1978. Sh. 237.)
Ne varki davacı, dava dilekçesinde davalı şirketin kâr payının dağıtılması kararının alınmasından sonra Anasözleşmenin 66/4. maddesine göre dağıtılmamasına karar verilen bakiye kâr payının sermaye artırımına gidilerek kullanılacağını ve bu miktar karşılığı payın şirket ortaklarına bedelsiz hisse senedi olarak dağıtılacağını tespit ettiklerini ileri sürerek, bu kararın fiil kâr dağıtımı olacağını ve bu şekilde kurucu intifa senedi sahiplerinin kâr payının ortadan kaldırılacağını ileri sürerek kâr payı alacağının tahsilini istemiştir.
Oysa, gerek bilirkişi raporunda belirlendiği, gerekse mahkeme kararında kabul edildiği üzere dava tarihinde henüz bu konuda alınmış bir karar yoktur. Diğer bir deyişle, davacı iddiasına göre gizli kâr dağıtımı olan karar dava tarihinde henüz alınmış değildir. Bu nedenle zamansız açılmış bulunan davanın reddine karar verilmiş olması bu yönden doğru görülmekle ve sırf bu gerekçe ile sınırlı olmak üzere onanmasına karar ermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün (ONANMASINA), bakiye 1.160.000.- lira temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 30.3.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy