(6762 S. K. m. 1268, 1292, 1299) (818 S. K. m. 133/1)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 29. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 11.4.2001 tarih ve 2001/32 - 2001/200 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait aracın hasarlanması üzerine davalı şirketin kasko poliçesi kapsamında 1.567.500.000.-TL ödeme yaptığını, ancak gerçek zararın 7.871.350.370.-TL olduğunu sonradan tespit ettirdiklerini ileri sürerek, bakiye 6.303.850.370.-TL.nın faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın, TTK. nun 1268 nci maddesinde öngörülen 2 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığını savunarak, davanın öncelikle bu nedenle reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar doğrultusunda, olayın 16.11.1998 günü meydana geldiği, TTK. nun 1268 nci maddesinde öngörülen 2 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra davanın 12.1.2001 tarihinde açıldığı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
BK.nun 133/1 nci bendinde, borçlunun borca mahsuben bir miktar para vermesi halinde zamanaşımının kesileceği hükme bağlanmıştır.
Davalının, sigortalısı olan davacıya ibraname karşılığı yaptığı ödeme, borca mahsuben bir miktar ödeme amacıyla değil, borcu tamamen sona erdirme amacıyla yaptığı bir ödemedir. Davacı tarafın ibranameye haklarımız saklı kalmak üzere şeklinde koyduğu şerh, tek taraflı ve sadece kendi iradelerini gösterir bir beyan olup, davacı bu şerh ile yasal haklarını aramak istediğini vurgulamış olmaktadır. Ancak, yasal haklar aranırken de yasal sürelere uyulmalıdır. Dolayısıyla, TTK. nun 1268 nci maddesinde yazılı 2 yıllık zamanaşımı süresi kesilmemiştir. Mahkeme ise, yargılama sırasında tarafların üzerinde durduğu bu nokta bakımından bir tartışma ortaya koymamıştır.
Öte yandan, sigorta sözleşmesinden doğan alacaklara ilişkin iki yıllık zamanaşımı süresi, sigorta ettiren bakımından, rizikonun gerçekleştiğini sigortacıya bildirme borcunun doğduğu (TTK. nun 1299 ncu madde yollaması ile aynı Kanun'un 1292 nci maddesi hükmünde belirtilen) tarihten itibaren işlemeye başlar. Mahkeme ise, zamanaşımı olay tarihinden itibaren başlatmış bulunmaktadır.
Mahkemece, TTK. nun 1268 nci maddesinde yazılı iki yıllık süre dolduktan sonra davanın açıldığı sonucuna bu gerekçelerle varılması gerekirken, hüküm yerinde yazılı eksik ve yanlış gerekçeler ile aynı sonuca ulaşılması isabetsiz ise de, sonucu itibariyle doğru olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan gerekçelerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün ONANMASINA, 11.03.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy