(4721 S. K. m. 24) (2709 S. K. m. 36)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 17.11.2000 tarih ve 1999/715-2000/1027 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan sonra bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin yönetim kurulu üyesi olduğunu, gerçeğe aykırı düzenlenen denetçi raporu nedeniyle müvekkili ve diğer yönetim kurulu üyelerinin Cumhuriyet Savcılığına şikayet edildiğini, ayrıca Asliye Ticaret Mahkemelerinde 3 adet sorumluluk davası açıldığını, müvekkilinin ceza dosyasında beraat ettiğini, ibra edilmeme kararı aleyhine açılan davada ibra edilmeme kararının iptaline karar verildiğini, davalının eyleminin müvekkilinin de içinde bulunduğu yönetim kurulu üyelerine suç atma (iftira) niteliğinde bulunduğunu, ibra davasının sonucunu beklemeden dava açtıklarını, hak arama özgürlüğünün amacının aşıldığını, müvekkilinin kişilik haklarının zedelendiğini, haksız saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek 10.000.000.000 TL. manevi tazminatın 16.5.1994 haksız fiil tarihinden itibaren reeskont faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının diğer yönetim kurulu üyeleri ile ibra edilmediğini ve hakkında yasal işlemlere başvurulduğunu, kooperatifin zararı olduğunu gösteren kararlarında olduğunu, davacının kişilik haklarını zedeleyici eylemin bulunmadığını, tazminatın fahiş olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamından davalı tarafından şikayet ve dava hakkının kötüye kullanıldığı, davacının kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 1.000.000.000 TL. manevi tazminatın 8.7.1998 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, şikayet hakkının kötüye kullanıldığı iddiası ile açılmış bulunan manevi tazminat davasıdır.
Kişinin üzerine suç atılarak şikayet edilmesi, hakkında koğuşturma açılması ve yargılanması onun kişisel değerlerinden olan onur ve saygınlığının toplumda tartışılmasına ve neticesinde de manen yaralanmasına neden olur. Kişilik hakları da yasal koruma altındadır. (MK.24).
Ancak, nasıl kişilik hakları yasal koruma altında ise, hak arama özgürlüğü de kaynağını Anayasa'mızın 36. maddesinden alan ve korunan özgürlüklerdendir. Kuşkusuz tüm hak ve özgürlükler gibi hak arama özgürlüğü de sınırsız değildir. Bu itibarla ihbar ve şikayet hakkının amaca uygun ve uygun araçlarla yapılmış olması gerekir. Aksi halde hukuka aykırılık sonucu doğar. Kişinin üzerine atılan suçtan beraat etmiş olması da şikayet hakkının kötüye kullanıldığı neticesini doğurmaz.
İhbar ve şikayet hakkının kötüye kullanıldığı neticesine varabilmek için şikayet hakkının amacına uygun olarak kullanılmaması, gerçek olaylara dayanmama veya aşırı kullanma söz konusu olmalıdır. Şikayet hakkını haklı gösterecek kesin deliller olmasa bile bir takım emarelerin bulunması halinde bu hakkın kullanımına imkan tanınmak gerekir. Aksinin kabulü halinde hak arama özgürlüğü toplumun zararına kısıtlanmış olacaktır. Dava konusu olayda denetçiler raporu üzerine iddialar ciddi bulunarak C.Savcılığınca kamu davası açılmış, 2 yıllık bir yargılama süreci sonunda isnat edilen eylemlerden kooperatifin zarara uğrayıp uğramadığı olguları da değerlendirme de nazara alınarak (...sanıkların kendilerine müsnet suçları işlediklerine dair mahkûmiyetlerine hüküm tesisini gerektirecek ve suç işleme kastı ile hareket ettiklerini ortaya koyacak kesin ve inandırıcı deliller mevcut bulunmadığından) şeklinde bir gerekçe ile davacı ve diğer sanıkların beraatlarına karar verilmiştir. Sanıkların bir kısmı hakkı aynı rapora dayalı olarak açılmış bulunan sorumluluk davaları da halen derdesttir. Ayrıca iki yöneticinin ibra talebi de hukuk mahkemesince red edilmiştir. Tüm bu hususlar nazara alındığında şikayet hakkının kötüye kullanıldığından söz etmek mümkün değildir. Bu itibarla mahkemece açılan davanın reddine karar verilmek gerekirken, hangi nedenlere dayalı olarak aksi kanıya varıldığının gerekçeleri gösterilmeksizin soyut bir ifade ile şikayet ve dava hakkının kötüye kullanıldığı vicdanı kanaatinin hakim olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenlerle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davacı tarafın tüm davacı tarafın ise sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte yazılı nedenlerle davacı tarafın tüm davacı tarafın ise sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, aşağıda yazılı bakiye 1.720.000 lira temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.02.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy