(6762 S. K. m. 224, 441, 445)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 3.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 26.10.2000 tarih ve 1999/254-2000/608 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşüldü düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının ortağı ve müdürü olduğu dava dışı Ç. A.Ş.aleyhine müvekkilinin daha önce Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesine açtığı alacak davasının kısmen kabul edilerek,321.001.872 liranın 1.11.1995 tarihinden itibaren reeskont faizi ile o davanın davalısı şirketten tahsiline karar verildiğini, o davada şirkete tebligat yapılamayınca şirket adresinin sicilden sorulması üzerine 12.9.1996 tarihli oturumda okunan cevapla şirketin tasfiye haline girdiği ve işbu davanın davalısı M.'in tasfiye memuru olarak tayin edildiği anlaşılınca, dava dilekçesinin tasfiye memuruna tebliğ edildiğini, karar kesinleşince şirket aleyhine ilamlı icraya başvurulduğunu, ancak borcu ödeyecek tasfiye halinde şirket bulunamadığını, dolayısıyla o yargılama sırasında tasfiyenin kapatılarak, sicilden terkin edildiğini anladıklarını, davalı M.in davadan haberi olduğu halde TTK. nun 445 inci maddesindeki görevini yerine getirmeyerek ve kötüye kullanarak, alacağı görmezlikten gelerek gizlice tasfiyeyi sona erdirdiğini, bu durumda aynı kanunun 224 üncü maddesi uyarınca sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek, ilamda hüküm altına alınan miktarın 1.11.1995 tarihinden itibaren reeskont faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının tasfiyeyi öğrendiği o davanın 12.9.1996 tarihli oturumdan itibaren, TTK. nun 224 üncü maddesindeki 2 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra işbu davanın açıldığını, ilam kesinleşmeden alacak tasfiyede nazara alınamayacağından tasfiyenin kapatıldığını, kesinleştiğinde de tasfiyenin sona erdiğini, dolayısıyla müvekkilinin kötüniyeti ve sorumluluğunu gerektirir bir durum olmadığını savunarak, davanın usul ve esastan reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlar doğrultusunda, davalının tasfiye memuru olarak o davadan haberdar olduğu ve sonucunu beklemeden şirketi sicilden sildirdiği, TTK. nun 441.vd. maddelerine göre tasfiyeyi gerçekleştirmediğinden, aynı kanunun 224 üncü maddesine göre sorumlu olduğu gerekçeleriyle, davanın 1.11.1995 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte kabulüne karar verilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, tasfiye memuru sıfatıyla davalıya karşı açılmış tazminat davasıdır.
TTK. nun 445/son maddesi yollamasıyla, aynı kanunun 224 üncü maddesi hükmüne göre, kusursuz olduklarını kanıtlamadıkça, üçüncü kişileri veya ortakları zararlandıran tasfiye memurları zarardan sorumludurlar. Bu nedenle, tasfiye zamanında borçlu şirketin borçları karşılamaya yetecek mal varlığının bulunup, bulunmadığının tesbiti önem taşımaktadır. Şirketin aktifinde borcu karşılayacak mal yoksa davalının alacak davasının sonucunu beklemesi ve alacağı kaydetmesi tek başına yeterli olmayacağından, aksi yöndeki davranışının sorumluluğu gerektireceği söylenemeyecektir. Diğer bir deyişle, tasfiye memurunun sorumluluğuna gidilebilmek için şirket aktifinin mevcut olduğu halde, bu miktarın ödenmemesi amacıyla tasfiyenin kapatılmış olması gerekir. Zira davacının zararı bu koşulun gerçekleşmesiyle oluşacaktır. Davacı vekili, kanıt listesinde şirketin defter ve belgeleri ile tüm kayıtlarının bilirkişiye inceletilmesini talep etmiş, mahkemece de bu talep yerinde görülerek, davalıya bu deliller ibraz ettirilmiş, ancak son oturumda defter incelemesine gerek bulunmadığının anlaşıldığı biçiminde bir tesbitten sonra duruşmaya son verilmiş, ara karardan dönmenin nedeni de gerekçede açıklanmamıştır.
O halde, mahkemece, şirketin celbedilen defter ve kayıtları üzerinde uzman bilirkişi incelemesi yaptırılarak, sonucuna göre karar verilmek gerekirken, bu noktada hiçbir tartışma ve gerekçe de ortaya konulmadan, eksik inceleme sonucu davalının sorumluluğuna hükmedilmesi bozmayı gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 26.04.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy