(2004 S. K. m. 143) (6762 S. K. m. 191)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Bergama Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 12.10.2000 tarih ve 2000/40-2000/632 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Gürkan Gençkaya tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili bankanın borçlularından A.A.'ın borcundan dolayı davalı şirkete haciz ihbarnamesi gönderildiğini ancak şirkette alacağı bulunmadığının öğrenildiğini, T.T.K.'nun 191. maddesi uyarınca ihbarda bulunulduğunu ancak sonuç alınamadığını ileri sürerek, şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, alacaklının haciz ve tasfiye ihbarını altı ay öncesinden yapması ve tasfiyenin bir hesap dönemi sonuna rastlatılması gerektiğini, bu şartlara riayet edilmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, davalı şirketin özel hesap dönemine tabi olduğu, hesap döneminin eylül ayı olması nedeniyle mayıs ayında gönderilen ihbarın yasanın aradığı altı ay önce ihbar etme şartına uygun olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, T.T.K.nun 191 nci maddesine dayalı kolletif şirketin feshi istemine ilişkindir.
Davacı banka kredi borçlularından davalı A.A.'ın borcuna karşılık olarak şahsi mallarından alacağını alamadığını ileri sürerek, ortağı bulunduğu davalı şirketteki tasfiye sonunda borçlu ortağa düşecek paya haciz koydurarak, T.K.K.nun 191. nci maddesine göre şirketin feshini talep etmiştir.
T.T.K.nun 191 nci maddesine göre bir ortağın şahsi alacaklısı, borçlunun şahsi mallarından ve şirketteki kâr payından alacağını alamadığı taktirde tasfiye sonunda borçlu ortağa düşecek paya haciz koydurabileceği gibi, altı ay önce ihbar ederek ve hesap yılı sonu için hüküm ifade etmek üzere şirketin feshini isteme hakkına sahiptir. Her ne kadar mahkemece anılan maddede öngörülen altı ay önce ihbar etme keyfiyeti hesap yılı sonundan altı ay önce ihbarda bulunulması gerektiği şeklinde yorumlanmış ise de, maddede hesap yılı sonundan altı ay önce ihbar gerektiği şekilde bir düzenleme bulunmayıp, davanın açıldığı tarihten altı ay önce şirketin ve ortaklarının ihbar edilmesi, bu şekilde dava açıldığı taktirde de fesih isteminin hesap yılı sonu için hüküm ifade edebileceği açıklanmış bulunmaktadır. O halde mahkemece ihbar şartının yerine getirilmediğinden bahisle verilen red kararı yerinde değildir.
Ancak; anılan maddeye göre fesih istenebilmesinin ilk şartı, borçlunun şahsi mallarından alacağın alınamamasıdır. Dosya arasında mevcut icra takip dosyası incelendiğinde bankanın kredi alacağından dolayı asıl borçlu ve kefillere karşı icra takibi ve hacizlerin devam ettiği görülmüş ise de; borçlunun mallarının borcunu karşılamaya yetmediğine ilişkin İ.İ.K.nun 143 ncü maddesine göre aciz vesikası verilip verilmediği anlaşılamadığı gibi, borçlunun bir taşınmazına haciz konulara kıymet taktirinin kesinleştirildiği, satış aşamasına gelindiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece bu konu üzerinde durularak alacaklının borçlunun şahsi mallarından alacağını alamamış olması şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenerek hasıl olacak sonucu göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açılanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.06.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy