(818 S. K. m. 18, 62)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 19.10.2000 tarih ve 1994/320 - 2000/868 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı ve muk. davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 29.05.2001 günde davacı ve muk. davalı avukatı H. K. ile davalı ve muk. davacı avukatı B.C. M. gelip, diğer davalılar ve avukatları tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi H. K. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili ile davalı A. N. B.'ya vekaleten babası M. V. arasında 17.01.1989 tarihinde imzalanan sözleşme ile diğer davalı şirkete ait 920 adet hissenin 2.500.000.000. TL bedel ile davacıya devredildiğini, şirket anasözleşmesindeki diğer hissedarların ön alım hakkı nedeniyle pay defterine kayıt yapılamadığını, bilahare bu sınırlamanın kaldırıldığını, pay defterine kaydın yapılmaması üzerine açılan davanın derdest olduğunu, ancak, davacıya devredilen ve sermaye artırımı ile artan hisselerden 16.950 adedinin davalı A. N. tarafından muvazaalı olarak kayınbiraderi olan diğer davalıya devredildiğini ileri sürerek, bu devrin muvazaa nedeniyle batıl olduğunun tespitine yeniden A. N. adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında aynı payların M. D.'e devredildiğini ve sonra bu şahsın da sermaye artışı ile doğan dava konusu 128.225 adet payı M. F. T., A. O. S. ve C. K.'a devrettiklerini, bu devirlerin dahi muvazaalı olduğunu ileri sürerek, bu kişilere karşı da dava yöneltilmiştir.
Davalı şirket vekili, sermaye artırımına ilişkin davaların derdest olduğunu, mevcut hisse devirlerine göre, halen davalı A.N.'in 1 hissesi olup, diğer davalı M. T.'in ise hiç hissesi bulunmadığını, şirkete husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı A. N. B. vekili cevabında, müvekkilinin diğer davalı şirketteki hisselerini devretmek için hiç kimseye yetki vermediğini, şirketin kuruluş aşamasında diğer bir kurucu ortağa işlerin takibi maksadıyla imzalanarak boş verilmiş kağıdın sonradan doldurulduğunu, davacı hakkında bu nedenle ceza davası açıldığını, vekaletnamede kurulacak olan şirket ile ilgili yetki bulunmadığını, 1989 tarihine göre, 2.500.000.000. TL devir bedelinin nasıl ödendiğinin izahı gerektiğini, o tarihlerdeki şirket sermayesine göre, böyle bir yüksek bedelli hisse devrinin inandırıcı olmadığını, sözleşmeye yapıştırılan pulların 1992 yılında tedavüle çıktığını, davacının uzun yıllar şirket ile ilgisiz kalmasının düşünülemeyeceğini, kaldı ki, şirket anasözleşmesine göre, üçüncü şahıslara hisse devrinin mümkün bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar vekilleri de, hisse devirlerinin gerçek olup, müvekkillerinin iyiniyetli olduklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Ankara Asliye 5. Ticaret Mahkemesi'nin 1993/1085 esasında görülen ve yetkisizlik kararından sonra bu dosya ile birleşen davada davacı A. T. vekili, müvekkilinin davalı şirketin 920/2000 adet hisse senedine bağlanmış A. N.'e ait payını 2.500.000.000.TL bedel ile devraldığını, ancak, davalının pay defterine kayıttan kaçındığını ileri sürerek, bu hisselerin davacı adına pay defterine kayıt ve tescilini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, pay devrinin düzmece olduğu gibi, şirket anasözleşmesinin 1989 tarihi itibariyle böyle bir pay devrine engel olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Yine birleşen ve Ankara Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nde açılan davada davacı A. N. B. vekili, bu davada savunma olarak ileri sürdüğü nedenlerle davalı A. T. tarafından ileri sürülen satış sözleşmesinin gerçek bir satış olmadığı ileri sürülerek, 17.01.1989 tarihli hisse satış sözleşmesinin hükümsüz olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı A. T. vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia ve savunma, toplanan delillere nazaran, 17.01.1989 tarihli sözleşmedeki imzanın V. B.'ya ait olmadığının ileri sürülmediği, ancak, 31.01.1985 tarihli vekaletname kapsamına göre A. N.'in babası M. V.'e verdiği yetkilerin açıkça sayıldığı, kurulmuş ve kurulacak şirketlerin ayrı ayrı değerlendirilerek bunlara ilişkin yetkiler verildiği, vekaletnamede; keza şeriki bulunduğum şirketlerdeki hisselerini beni temsilen dilediklerine dilediği bedelle ve şartlarla devir etmeye... şeklinde ifade kullanılmış olup, bu yetkinin o tarihte henüz kurulu olmayan davalı şirket hisselerinin devrini kapsamadığı, sözleşmedeki damga pullarının 1992 yılında tedavüle çıktığının anlaşıldığı, öte yandan, 1989 yılına göre bir servet sayılabilecek miktardaki 2.500.000.000. TL devir bedelinin nasıl temin edilip verildiğinin inandırıcı şekilde açıklanamadığı, vergi, işyeri kaydı gibi bir delil sunulamadığı, ayrıca, nama yazılı hisse senetlerinin devrinin teslim+ciro ile mümkün olup, şirket anasözleşmesinin 10 ncu maddesi ile hisse devirlerine yasaklama ve sınırlama getirildiği, bu yönü ile de tespit ve tescil isteminin yerinde olmadığı, sonuç itibariyle devir sözleşmesinin hukuken geçersiz olduğu gerekçesi ile davacı A. T. tarafından açılan asıl ve birleşen davaların reddine, davalı-karşılık davacı A. N. B. tarafından açılan davanın ise, kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı-karşılık davalı A. T. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere taraflar arasındaki uyuşmazlığın odak noktası, 17.01.1989 tarihli ve adi yazılı sözleşme olarak düzenlenen davalı anonim şirkete ait ve davalı-karşı davacı A.N. B.'nın maliki olduğu paylardan 920 adedinin davacı ve karşı davalı A. T.'e devrine ilişkin sözleşmenin geçerli olup, olmadığı hususudur.
Davalı anonim şirketin 09.02.1987 tarihinde kuruluşundan sonra, 17.01.1989 tarihte adi yazılı şekle uyularak yapıldığı ileri sürülen pay devir sözleşmesindeki, o tarih itibariyle oldukça önemli sayılabilecek miktardaki bir devir bedeli ödendiğinin belirtildiği halde, pay devrinde ön alım koşulu ve dolayısı ile devir yasağı sebebiyle akdin taraflar arasında kişisel haklar bakımından sonuç doğurması mümkün olan bu devir bakımından devir alan A.'nın, pay sahibi A.N. B.'dan dava tarihi olan 23.12.1993 tarihine kadar hiçbir talepte bulunmamış olmasına, keza Atilla'nın devir yasağını bile bile böyle önemli bir meblağ, devir tarihi itibariyle kaldırılması kuşkulu olan bu yasağa rağmen hiçbir yaptırıma ve teminata bağlanmadan ödenmiş olması ve keza pay devrinden itibaren 5 yıla yakın bir süre beklenilerek dava yoluna gidilmiş olması gibi hayatın olağan akışına ters düşecek tüm bu olguların yanında, alacağın temliki yani BK.nun 162 ve izleyen maddelerdeki hükümleri çerçevesinde devri mümkün olabilecek çıplak pay senetlerinin devri yetkisi açısından henüz şirketin kurulmasından önce düzenlenen vekaletnamede bir sarahat taşımaması nedeniyle mahkemenin 01.07.1989 tarihli sözleşmenin hukuken geçersiz olduğu saptaması ve bu saptamaya dayalı olarak gerek asıl dava gerekse birleştirilen davalar bakımından tesis edilen hükümlerde usul ve yasaya bir aykırılık görülmemiş olduğundan, temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı ve muk. davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 108.240.000. lira temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 05.06.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy