(818 S. K. m. 105, 42, 43, 103) (743 S. K. m. 6)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 6. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 12.4.2001 tarih ve 2000/7-2001/370 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline davalı şirketin toplam 4.260.000.000 TL. bedelli 7 adet çek karşılığı borçlandığını, çeklerin zamanında ödenmediğini, şirket aleyhine yapılan icra takibi sonucu 14.1.1999 tarihinde 17.464.000.000 TL. olarak tahsil edildiğini, ülkede yaşanan enflasyon nedeniyle müvekkilinin temerrüt faizini aşan zararının olduğunu, ayrıca davalı şirketin haczi kabil malı olmadığını, daha önce yapılan icra takibinde diğer davalıya satılan taşınmazın İİK.277. maddesi uyarınca temliki tasarrufunun alacakla sınırlı olarak iptal edildiğini, bu davada da munzam zararın karşılanabilmesi için aynı taşınmaz üzerindeki temliki tasarrufun alacakla sınırlı olarak iptaline karar verilmesini talep ettiklerini beyan ederek şimdilik 35.000.000.000 TL.nin davalı şirketten dava tarihinden itibaren reeskont faizi ile tahsiline, davalı şirketin diğer davalıya yaptığı temliki tasarrufun dava konusu alacak ve feri'leri ile sınırlı olmak üzere iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı N. Yüce, davada taraf gösterilemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Davalı Z...... Has-Ser-il Dış Tic. Ltd.Şti., davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından davalılardan N. Yüce'nin tasarrufun iptali davasında alıcı olması nedeniyle davanın şeklen tarafı olduğu, daha önce diğer davalı şirketin borcu oranında iptal kararı verildiğinden munzam zarar alacağında taraf olamayacağı, davacının yaptığı icra takibinden sonra ülkede enflasyon dışında devaliasyon ve fevkalade para ayarlamasının olmadığı, icra dosyası ile faiz ve diğer ferilerlerle birlikte davacı alacağını aldığı, munzam zararının olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, B.K.nun 105/1.maddesine dayanılarak açılmış olup, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan munzam zararın tahsiline ilişkindir. Davacı alacaklı, borçlunun ilk temerrüde düştüğü tarihten alacağını faizi ile birlikte tahsil ettiği tarihe kadar olan dönem için munzam zararını isteyebilecektir. Öte yandan, Dairemizin bundan önceki kararlarında, Ülkemizde son yıllarda süregelen yüksek enflasyon ve bunun sonucu para değerindeki düşmeler ve alacaklının alacağını geç alması nedeniyle bundan oluşan zararını BK. nun 105 nci maddesi hükmü kapsamında talep etmesinin mümkün olduğu, alacaklının daha yüksek bir zararı konusunda somut deliller getiremediği takdirde en azından paranın zamanında tahsil edilmesi halinde bunun banka mevduat hesaplarında değerlendirilebileceği görüşünden hareketle, üçer aylık vadeli mevduat hesabında bu paranın değerlendirilmesi durumunda elde edilebilecek gelir miktarının munzam zarar adı altında istenebileceği kabul edilmekte idi.
Ne var ki, Yargıtay Daireleri arasında bu yolda oluşan içtihat aykırılığının giderilmesi isteminin Yargıtay İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nca reddolunmasından sonra Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca 10.11.1999 gün 1998/13-353 Esas ve 1999/929 Karar sayılı ilamı ile bu ilke tartışılmış ve yeni esaslara bağlanmış bulunmaktadır. Dairemizce de bu karara iştirak edildiğinden munzam zararın hesaplanabilmesi ilkesi ve ölçütünde bu karar uyarınca değişikliğe gidilmesi zorunlu bulunmuştur.
Buna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut mal sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça. mahkemece bu tur davalarda munzam zararın tespit edilebilmesi için yapılacak is şu olmalıdır. Borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen sure içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan Ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43' ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek. hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 29.4.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy