(6762 S. K. m. 1286)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 9. Ticaret Mahkemesince verilen 14.06.2001 tarih ve 1999/669-2001/581 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin aracını, kasko poliçe ile davalı sigorta şirketine sigorta ettirdiğini, 12.04.1998 tarihli kazada hasarlandığını ileri sürerek, sigorta hasar bedeli olarak 4.000.000.000 lira ile tamir süresince mahrum kalınan kâr olarak da 1.000.000.000 liranın faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sigorta konusu araç için çifte sigorta durumu bulunduğunu, sonraki poliçenin müvekkilince düzenlendiğini ve hükümsüz olduğunu, geçerli sayılsa dahi sovtaj bedelinin düşülmesi gerektiğini, kazanç kaybına ilişkin diğer talebin teminat dışı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, hasara uğrayan aracın önce 19.2.1998/1999 tarihleri arasında dava dışı Anadolu Sigortaya sigortalandığı, tamamı peşin ödenmesi kararlaştırılan primin davacı tarafından ödenmeden ve o sigortanın sorumluluğu da dolayısıyla başlamadan rizikonun gerçekleştiği, ilk poliçenin bu nedenle iptal edildiği, davacının da bunun üzerine o sigortadan primlerin iadesini istediği, dolayısıyla davalının düzenlendiği sonraki poliçenin geçerli olduğu, davacının sovtaj değerinin mahsubu ile 3.050.000.000 lira talebe hak kazandığı, kâr mahrumiyetinin ise teminata dahil edilmediği gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı sigorta vekili temyiz etmiştir.
Dava, kasko sigortasına dayalı tazminat alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık, davalının yukarıda özetlenen savunmasında belirttiği gibi ilk poliçe ile ilgili olarak davacı ile dava dışı sigorta şirketi arasındaki sözleşmenin sona erip ermediği, dolayısıyla davalının düzenlendiği poliçenin çifte sigorta yasağı nedeniyle TTKnun 1286. maddesi uyarınca hükümsüz sayılması gerekip gerekmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, ilk poliçeye ilişkin sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra davalının düzenlediği poliçenin yürürlüğe girdiği sonucuna varılmış, mahkemece de davalı aleyhine yazılı hüküm tesis edilmiştir.
Oysa, ilk poliçeye ilişkin sözleşmenin sona erişi ile ilgili belgeler yeterince okunaklı olmayıp, bilirkişinin sağlıklı bir inceleme yapamayacağı anlaşılmakta olup, bu nedenle de rapor bu haliyle hükme yeterli bulunmamaktadır.
Bu durumda, sözü edilen belgelerin okunaklı suretleri getirilip, ek rapor alınarak sağlıklı ve kesin bir sonuca varılmak, özellikle davacının dava dışı sigorta şirketine ödediği ve iadesini istediği primlerin, o şirket tarafından davacıya iade edilip edilmediği, başka bir anlatımla o şirketin primleri davacıya iade etmeyerek davacı ile olan ilk poliçe ilişkisini ayakta tutup tutmadığı noktası kesin biçimde aydınlığa kavuşturularak, davalının hukuki durumu belirlenmek gerekirken, bilirkişinin hiç üzerinde durmadığı bu yön, mahkemece de gözden kaçırılarak eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 21.01.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy