(6762 S. K. m. 1301) (1086 S. K. m. 9, 23)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu Asliye 4. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 4.7.2001 tarih ve 1999/276-2001/407 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı Deniz ve Aydın İ. vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalıların maliki, sürücüsü ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısı oldukları aracın, müvekkili şirkete kasko poliçesi ile sigortalı araca çarpması sonucu oluşan 2.390.000.000-lira hasar bedelinin müvekkilince sigortalısına ödendiğini ileri sürerek, % 75 kusur oranına isabet eden 1.792.500.000-liranın temerrüt faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar Deniz ve Aydın vekili, müvekkillerinin ikametgahları ve olay yeri itibariyle Karşıyaka Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yetkili olduğunu süresinde bildirmiş, kusur oranına da itiraz etmiştir.
Diğer davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, davalı sürücünün % 75 oranında kusurlu bulunduğu, davalılardan sigortanın merkezinin bulunduğu yer itibariyle yetkili yerde dava açıldığı ve davacının kötüniyetinin bulunmadığı gerekçeleriyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalılardan Deniz ve Aydın vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, TTK'nun 1301. maddesine dayalı kasko rücu davasıdır.
Davalılardan sigortanın ikametgahı, mahkemenin yetki sınırları içerisinde olup, buna göre davanın bu yerde açılması mümkün ise de, davacının bu sigortadan davadan önce ödeme talebinde bulunmadan onun ikametgahı mahkemesinde dava açması iyiniyetli bir davranış olarak kabul edilemez. Zira, iyiniyet kuralları önce ödeme talebinde bulunulmasını, ödenmemesi halinde dava açılmasını gerektirirdi.
Davacının usul hükümlerinin kendisine tanındığı bir olanaktan yararlanırken, iyiniyetli bir kimseden beklenen yolda hareket etmemesi, diğer davalıları kendi ikametgahları mahkemesinden, başka bir mahkemeye getirmek niyetinin varlığını ortaya koyar ki, böyle bir davranış, HUMK'nun 9/2. maddesinin son cümlesinde açıklandığı gibi, yasa koyucu tarafın doğru görülmemiştir. Bu durumda, davalıların Deniz ve Aydın vekilince doğru yer mahkemesi de gösterilerek HUMK'nun 23. maddesine uygun yaptığı yetki itirazı kabul edilerek, mahkemece bu davalılar bakımından davanın ayrılması ve yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
2-Yukarıda açıklanan bozma neden ve şekline göre, mümeyyiz davalılar vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle, davalılardan Deniz ve Aydın vekilinin bir bölüm temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bu davalılar yararına BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.5.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy