(556 S. KHK. m. 7)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 2. Ticaret Mahkemesince verilen 12.12.2001 tarih ve 2000/401- 2001/870 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı Türk Patent Enstitüsü vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi G.G. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin INFINITI ibareli markasının tescili için davalı Patent Enstitüsüne yapılan başvurunun aynı ve aynı türdeki mallar için işlem gören CAR&INFINITY+ŞEKİL marka başvurusunun bulunması nedeniyle reddedildiğini, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kuruluna yapılan itirazında aynı gerekçe ile reddedildiğini, markaların görsel ve işitsel olarak birbirine benzemediğini, müvekkili markasının 12. sınıf 01 nolu alt grubunda yer alırken, tescil edilen markanın 12. sınıf 23 nolu alt grubunda yer aldığını, dolayısıyla ürünlerin farklı olduğunu, bunun yanında müvekkili markasının tanınmış marka olduğunu ileri sürerek, yeniden inceleme ve değerlendirme kurulunun red kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen davasında ise, müvekkili markası ile davalı markasının aynı ürünlere ilişkin olmadığım ve markalarının tanınmış olduğunu ileri sürerek, iptal istemini yinelemiştir.
Davalı Patent Enstitüsü vekili, dava konusu marka başvurusunun daha önce tescil için başvurusu yapılmış marka ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu yapılan işlemde usulsüzlük bulunmadığım, tanınmıştık yönünden ispat bulunmadığım savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ADR Otomotiv Ltd. Şti. vekili, davacı ile aynı alanda faaliyet gösterdiklerini, markaların ayırt edilmesinin güç olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, her iki ibarenin yazılış ve okunuş itibariyle aynı olması iltibasa sebebiyet verecek nitelikte ise de, davacının yük ve insan taşıyan araçlar ürettiği, davalının ise taşıtlar için koltuk kılıfı ve döşemeler ürettiği, tarafların iştigal alanları ve ürünlerinin satışa arz edildikleri yerlerin farklı olduğu, orta zeka seviyesinde bir insanın bu hususları ayırt edebileceği, iltibasa sebebiyet verilmeyeceği, davacının markasını dünya çapında tanınmış hale getirdiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalının red kararının iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı Patent Enstitüsü vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı Enstitü'nün davacı marka tescil isteminin reddine ilişkin 06.04.2000 tarih M-275 sayılı Yeniden inceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun kararının iptali istemine ilişkindir.
Dava dosyası içindeki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinde, davacının Infınıtı isimli markasının tescili için davalı Enstitü'ye 24.04.1998 tarihindeki başvurusundan önce, birleşen davanın davalısı olan ADR Otomotiv Ltd. Şti. tarafından 28.01.1998 tarihinde şekil+Car+Infınıty markasının tescil edildiği, davacı başvurusunun Enstitü'nün Markalar Dairesi Başkanlığı'nın 15.10.1998 tarihli kararı ile önceden tescil edilmiş marka bulunması nedeniyle reddine karar verildiği, bu karara karşı davacının 01.12.1998 tarihinde yapmış olduğu itirazın ise, yukarıda değinildiği üzere, Enstitü'nün Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun 06.04.2000 tarihli kararı ile aynı gerekçeler ile reddolunduğu anlaşılmaktadır.
İlke olarak, 556 sayılı KHK'nin 7. maddesinin son fıkrası uyarınca, bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mallar veya hizmetler ile ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici bir nitelik kazanmış ise, aynı maddenin b bendindeki aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı olan marka bulunduğundan bahisle tescil istemi reddolunamaz. Diğer bir deyişle, böyle bir halde yasa koyucu, ayırt edici nitelik kazanmış bir marka sahibine önceki benzer tescilli markanın terkinini istemeden bu markayı tescil ettirebileceğini düzenlemiş bulunmaktadır. Ayırt edici nitelik kazanmış markalar bakımından getirilen bu özellik, Paris Sözleşmesi'nin 1. mükerrer 6. maddesi hükmü uyarınca sözleşmeye dahil tüm ülkelerde üstünlük, tanınmış bulunan tanınmış markaya evleviyet ilkesi uyarınca tanınması gerekir ise de, somut olayda, davacının 24.04.1998 tarihli marka başvurusu incelendiğinde, markanın başka ülkede tescilinin bulunup bulunmadığının bilinmediği açıklanmış olup, tescili istenen markanın tanınmış marka olduğu ileri sürülmediği gibi, Markalar dairesinin ret kararına karşı yapılan itiraz başvurusunda da markanın başka ülkelerdeki tescilinden veya tanınmış olduğundan bahsedilmemiş, bu davanın açılması ile davacı markasının bir çok ülkede tescilli olduğu ve tanınmış marka olduğu ileri sürülerek, bu konudaki bilgi ve dokümanlar yargılama sırasında dosyaya ibraz edilmiştir.
Görüldüğü üzere Enstitü'nün hem Markalar Dairesi, hem de Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun ret gerekçelerinde öncelikli ve ağırlıklı unsur, tescil başvurusu yapılan markanın daha önce aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzeri olan tescilli bir marka olduğu hususudur. Zira başvuru sırasında tescili istenen markanın bir çok ülkede tescilli olduğu veya tanınmış olduğu ileri sürülmemiştir. Bu durumda, marka tescili için mutlak ret sebeplerini düzenleyen 556 sayılı KHK'nin 7/b maddesi hükmüne göre, aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan istemlerin reddolunacağı hükmüne istinaden davacının isteminin 556 sayılı KHK'nin 7/b maddesi hükmü uyarınca reddinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bir başka deyişle, taraflar arasındaki uyuşmazlık, gerek Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunca ve gerekse Mahkemece davacının markasının tescili için yaptığı başvuru tarihine göre ve ileri sürdüğü hususlar çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir.
O halde, mahkemece yukarıdaki açıklamalar ışığında Enstitü kararına yönelik itirazın halli gerekirken davacının bu davada öne sürdüğü tanınmışlık iddiasına dayanılarak yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 30.09.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy