(818 S. K. m. 105)
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 6. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 12.02.2002 tarih ve 1999/1322 - 2002/82 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi A.A. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı şirkete kasko sigortalı olduğunu, 16.07.1992 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu oluşan hasar bedelinin kesinleşen mahkeme kararı sonrası 22.10.1999 tarihinde ödendiğini ileri sürerek, BK.nun 105 nci maddesi gereğince şimdilik 6.500.000.000.- TL munzam zararın faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sigorta teminatının geç ödenmesinde müvekkilinin kusuru bulunmadığını, dava dilekçesinde munzam zararla ilgili somut hiçbir verinin olmadığını, enflasyonun yaptığı tahribat nedeniyle munzam zarar istenemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece dosya kapsamına göre, soyut olarak yüksek enflasyon, döviz kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşunun munzam zararın gerçekleştiği ve kanıt1andığı anlamına gelmeyeceği, para alacağını zamanında tahsil etmesi halinde ne şekilde kullanacağını ve somut olarak maddi zararının gerçekleşmiş olduğunu ve buna etkili davalı kusuru olduğunu davacının yasal delillerle kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Davacı vekili, 16.07.1992 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonrasında sigorta teminatının 22.10.1999 tarihinde ödendiğini ileri sürerek, munzam zarar talebinde bulunmuştur. Davalı sigorta şirketinin davacının sigortalı aracının hasar bedelini ödememesi veya geç ödemesi nedeniyle, sigorta ettiren (davacı) BK.nun 105 nci maddesi uyarınca munzam zarar adı altında ayrıca oluşan zararlarını da isteyebilir.
Borçlar Kanunu'nun 105/1 nci maddesine göre, alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette, borçlunun kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile yükümlüdür. Her ne kadar yasa hükmünde geçmiş günler faizini aşan bir zarardan söz edilerek, zararın türü ve niteliği ve özellikleri konusunda bir açıklık yok ise de, buradaki zararın, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucu ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki fark, temerrüt faizi ile karşılanmayan, onu aşan bölüme tekabül eden zarar diye tanımlanması mümkündür. Davalı sigorta şirketi de, kusurlu olarak ödemesi gereken sigorta teminatını geç ödediğinden, davacı tarafın faizi aşan bir zararının bulunması halinde, bundan davalı sigorta şirketi sorumludur.
Mahkemece yapılacak olan iş, sigorta ilişkisinin asıl amacının hasar alan veya zayi olan sigortalı emtia bakımından bu zararların giderilmesine yönelik olması dikkate alınarak, aracın dava tarihindeki parça fiyatlarına göre kaça tamir edileceği saptanarak, davacının tahsil ettiği faiz ile alacağın bu zararı karşılayıp karşılamadığı, arada fark var ise,' bu miktarın davacının munzam zararını oluşturacağının gözetilmesi ve açıklanan ilke doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.01.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy