(6762 S. K. m. 1301) (2004 S. K. m. 194) (2918 S. K. m. 2, 20)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 13.03.2003 tarih ve 2002/571 - 2003/164 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı sigortacının, TTK.nun 1301 nci maddesi hükmüne dayalı olarak davalı taraf aleyhine açtığı rücu davası sonucunda mahkemece davanın Can E. yönünden reddine, diğer davalılar bakımından kabulüne dair tesis edilen hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, kasko sigortasına dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Somut olayda, trafik sigortacısı sıfatıyla A.... Sigorta A.Ş. aleyhine de dava açılmıştır. Dairemiz'e intikal eden başka dosyalardan anlaşıldığı üzere, anılan sigorta şirketinin 07.02.2003 tarihli mahkeme kararı ile iflasına karar verilmiştir.
İİK.nun 194 ncü maddesi uyarınca, iflasın açılması ile,müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davaları, acele haller ve maddede yazılı olanlar haricinde durur ve ancak alacaklıların toplanmasından 10 gün sonra devam olunabilir. Bu hükmün amacı, iflasın açılması ile, tasarruf yetkisi kısıtlanıp yerini iflas idaresi alan müflisin davacı veya davalı bulunduğu davaları devam ettirmekte fayda olup olmadığını tespiti noktasında iflas idaresine imkan sağlamaktır. İflas idaresinin bu dava takip yetkisini kullanıp kullanmayacağını tespit edebilmek için, ilk önce iflas organlarının teşekkül etmesi ve her dava hakkında esaslı bilgi sahibi olması gerekir. İşte bu nedenle müflisin hukuk davalarının belli bir süre durması kabul edilmiştir. O halde, mahkemece bir ara karar ile davalı A.... Sigorta A.Ş. hakkındaki davanın ikinci alacaklılar toplantısından 10 gün sonra bir tarihe kadar durmasına karar verilmesi ve bu tarihten sonra yargılamaya devam edilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
2-Davacı vekilinin temyizine gelince; motorlu aracın İşleteni olarak, öncelikle motorlu aracın malikinin anlaşılması gerekir. Karayolları Trafik Kanunu'nun 2 nci maddesinde araç sahibi olarak, araç için adına yetkili idarece tescil belgesi verilmiş veya sahiplik veya satış belgesi düzenlenmiş kişi tanımı verilmiş bulunmaktadır. Trafik sicilindeki kayıt, araç sahipliğine karine teşkil etmekteyse de; sicil, her zaman gerçek maliki göstermeyebilir. Zira, araç üzerindeki mülkiyet, Karayolları Trafik Kanunu'nun 20 nci maddesi uyarınca noterlikçe düzenlenen satış sözleşmesi ve araç üzerindeki zilyetliğin devri ile başkasına geçer. İşte bu andan itibaren araç sahipliği sıfatı aracı devralan kişiye geçmiş olur. Durumun trafik siciline aksettirilmesi, araç sahipliğinin değişmesi için zorunlu bir koşul değildir. Kaldı ki, anılan maddede noter kanalı ile yapılan satış işleminden sonra tescil işlemi yaptırılmamış olsa bile bu süre içerisinde araçta veya taşınan yükte meydana gelecek zararlardan aracın yeni sahibinin sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır.
Somut olayda, hasara neden olan kaza 24.01.2001 tarihinde meydana gelmiştir. Bu tarihte kazaya neden olduğu iddia edilen 34 RB 759 plakalı aracın maliki davalı Can E.'dür. Anılan davalı,bahse konu aracı kazadan sonra usulüne uygun olarak, noterden düzenlenen satış sözleşmesiyle dava dışı Sinan G.'e satmıştır. Kazadan önce, 34 RB 759 plakalı araç, davalı Can E. mülkiyeti ve zilyetliğinde iken hırsızlığa maruz kalmış, kasko sigorta şirketi tarafından sigorta bedeli ödenmiş ve haricen üzerindeki haklar sigorta şirketine devredilmiş ise de, daha sonra araç bulunarak araç sigorta şirketi temsilcisine teslim edilmiştir. Sigorta şirketince de araç haricen kiralama şirketine devredilmiş, diğer davalı Hasan A. kullanımındayken kaza meydana gelmiştir. Ancak, açıklanan işlemler, kazaya neden olan aracın üzerindeki mülkiyetin zarar gören üçüncü kişiler bakımından, kazadan önce usulüne uygun olarak devredildiği sonucunu doğurmamaktadır. O halde, zarar görene karşı davalı Can E.'ün işleten sıfatının devam ettiği kabul edilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.11.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy